Yeryüzünün Yarısıyız!

Başak

Her alanda yok sayılan, ikincilleştirilen, sömürülen kadınların yaşamını anlamak için biçilen toplumsal rolleri incelemekteyiz. Doğduğundan itibaren “pembe” giydirilen kız çocuğundan başlayabiliriz, küçük yaşlarda nasıl oturup kalkması gerektiğini bilmesine, evde yıllardır bir işçi gibi çalıştırılan annesinin devamcısı olması gerektiği için ev işleri öğretilen, ilkokulda erkek arkadaşları ile oturtulmayan, oynatılmayan kız çocukları samimi kurulan o arkadaş gruplarında dahi erkek olması ayıplandığından sadece kendi hemcinsleri ile arkadaşlık kurabilmektedir.

Kendi yaşamını kendisinin şekillendirmesi ayıplanan kadının doğuşu budur.
Yaşı ilerledikçe daha da artan baskılar ile “kadın olmanın” olumsuz yönleri liselerde öğretilen atasözleri ile beyan edilir.
Örneğin “Kızını dövmeyen dizini döver.
Kız doğuran dövünsün erkek doğuran övünsün.
Kızı boş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya(!)” gibi atasözleri; erkek egemen zihniyetin asırlardır var olduğu ülkemizde, kadının hiçbir değerinin olmadığı ve erkeklerin, erkekliğin  istediği zaman istediği gibi kullanabileceği, istediği gibi yönetebileceği ve hatta yaşam hakkını dahi elinden alabileceği düşüncesinin oluşmasında ilk yapı taşlarıdır.

Öte yandan “kızların” erkekler tarafından korunması gerektiğini aşılayan erkek zihniyet, erkek çocuklarına da toplumsal rolü olan “kadınları kontrol altına alma” durumunu oluştururak egemenliği aşılar. Kendisi de çocuk olduğundan bunu fark etmeksizin yapıyor oluşu korkutucu sonuçlara vardıracak ve kendini her alana doğru örecek olan erkek zihniyetin beslendiği gerçeğini yok sayamayız, bu apaçık ortadadır. Kadın ve erkeğe rollerini biçen erkek egemenlik, küçük yaşlardan itibaren yarattığı durumu diğer nesillere aktarmayı önemli görmektedir. Çocuk son kertede büyüdüğü gibi büyütecek, yaşadığı gibi yaşatacak ve yaşamı kendi gibi değil biçildiği gibi sonlandıracaktır.

Lise sıralarına doğru giderken küpesinden makyajına, ojesinden etek boyuna kadar kadın bedeninin üstünde tahakküm kuran lise yönetimin kendisi yarattığı algının bir diğer gün erkek öğrencinin etek boyundan kaynaklı kadın’ı yargılamasını ayıpsamaz. Aynı zamanda erkek arkadaşı ile kantinde oturması , tenefüsü birlikte geçirmesi, okula beraber gelip gitmesi kadının, müdür ve/ve ya müdür yardımcılarının odasında yargılanmasına sebep olur. Birden fazla erkek arkadaşı olan kadına sıra arkadaşları tarafından “yollu” denmesinin, böyle düşünülmesinin temelinde yatan da yine kendini liselere kadar örmüş erkek egemenliktir. Daha lise çağında kadının,  “kendi hayatına yön verme, istediği gibi giyinme, kendi erkek arkadaşını ya da sevgilisini seçme hakkı” elinden alınmıştır. Kimi zaman bu gibi olaylar sonucunda okumaya niyeti yok denilerek “okuma, sosyalleşme” gibi gereksinimlerden de alıkonulmuştur. Olur da şansı yaver giderse bir de imkanlar el verir de  üniversiteye gidebilirse onun için “gerekli emek verilmiş” sayılır.

Hiçbir alanı teğet geçmediği gibi üniversiteleri de geçmeyen erkek egemenlik, kampüs içi sözlü-fiziksel tacizin ve tecavüzün sebebini erkekleşmiş sistemde görmez. Aksine önünü açanın da hava kararmadan yurtta olması gereken kadınlar olduğunu iddia eder.
Kadın akademisyenler, erkek akademisyenlerden daha sert daha otoriter davranmak zorundadır aksi halde erkek öğrenciler tarafından dersler manipule edilir ve akademisyen kimliğinden kaynaklı değil bir kadın olarak saygı ve sevgiden maruz bırakılırlar.
Erkek öğretmenler sınıf başkanı seçimini genel olarak kadın öğrenciler arasından yapmayı tercih eder sebebini “daha efendi olmaları” ile alakalı görse de biliyoruz ki kendi yarattıkları kadını daha kolay tahakküm altına alabilmeleri bunu durumun başlıca sebeplerindendir. “Tek sebep bu mudur?” Sorusuna vereceğimiz cevap “Tabii ki de hayır” olacaktır. Kendini bu denli büyüten her alanı ören ve kadını yok etmeye yönelik hamleler bütünlüğü ile hareket eden erkek/erkeklik, yok saydığı kadının sadece emeğini değil bedeninini de sömürmeyi ve ondan yararlanmayı kendine hak görür. Tacizci akademisyenlerin zihniyeti gereği yürüdüğü yol, kadın öğrencileri kendilerine yakın tutmanın, iletişim bilgilerini alıp türlü erkek bahanelerle şantaj yaparak mobingi, tacizi, tecavüzü kolaylaştırmanın yoludur. Ve yine biliyoruz ki bu tip olayların sonucu da kimi zaman “intihar” olarak üstü kapatılan kadın cinayetleri olmaktadır.

Sistematik, fiziksel ve psikolojik her türlü şiddete maruz bırakıp kendi kendini öldürme hakkını veren erkek akıl, hesap soran, hak arayan, direnen kadınlara cevabını mahkemelerde vermektedir.
Yargı “O saatte orda ne işin var(!) Mini etek giymişsin(!) Yan gülmüşsün(!)  Parayı verirken eline değmişsin(!) Alkollüymüşsün(!)” bahaneleri ile “tahrik indirimi” gibi erkeği aklayan politikaları izler.  “İyi hal indirimleri” ile salınan potansiyel katiller kadınların kendini savunmasını bahane ederek yargı tarafından verilen ceza da ödül sayılabilecek olduğundan yani bunu durumun da vermiş olduğu cesaretle kadını katletme cürretini kendinde görür. Yaşam hakları da ellerinden alınan kadınların “döver de sever de” algısını yaratan da maalesef ölüm korkusudur.

Diğer yandan haber manşetlerinin dikkat çektiği noktanın da kadının ne giydiği, ne içtiği, nasıl tahrik ettiği oluşu da erkek aklın kendini medyaya doğru ördüğünün sonucudur. “Şortlu kadın metrobüste darp edildi!” gibi kadını sorgulayıp erkekliği, erkek şiddetini meşru gören medyayı da teşhir etmek bir zorunluluk idi.

Örgütlü erkeklikle mücadelemizde erkeğin, kadının bütün yaşam alanlarına saldırırken  “Bayan daha kibar ondan kadın demiyorum.” bahanesini, kadının kabul etmeyişine “Bu kadar düşünme. Abartma.” gibi karşılık vermelere cevaben erkekliğin küçük görülen eylemleri ile mücadelenin önemini vurgulamak istiyoruz. Sonuçlarını biliyoruz!
En ufak tavizin hayatımıza mal olacağı gerçekliğinden kaçmak imkansızdır.

Kendini her alana yayan,örgütleyen erkek aklı tanıyor kadına rol biçmekle başlayan kadını ikincilleştiren her alanda tutsak eden erkek aklın son aşamasının katletmek olduğunu, caydırılmadıkça, kadın kurtuluş eksenli politika kurulmadıkça katledilen son kadın olmayacağımızı
Ve işlenen şiddet, mobing, taciz, tecavüz ve katliamların hepsinin failinin erkeğin şahsında erkek egemen, tecavüzcü katil sistemin kendisi olduğunu teşhir ediyoruz!

Liselerden Üniversitelere; sokaklardan fabrikalara kadar aynı yeryüzünde birlikte nefes aldığımız her kadının direniş gücüne omuz vereceğiz.
Birlikte, dayanışma içinde direnerek kazanacağımızın bilincinde soyutlanmaya çalışıldığımız bütün alanlarda erkek egemenliği alaşağı edeceğiz!
Kadınları yaşatacak yaşamı yaratacağız!
Kurtuluşumuzun direnişte olduğunu haykıracağız!