YER YATAĞI HİKAYESİ

BAŞAK YEŞİLOT- Gebze Kadın Kapalı Hapishane’nisinde tutsak edilen Gamze Taşçı’ya mektup.

Yasadır ansıtalım:
Tohum ekenlerin, fide dikenlerin
Kimse durduramaz yağmurunu
Güneşini kimse kesemez.

Fesleğen ekiyorum, sardunya dikiyorum
Arsızmış, öyle diyor komşum,
Artık siz istemeseniz de
Açar tohumunu, yayılır toprağınızda.

Ne güzel ne güzel ne güzel Tanrım
Fesleğen ekiyor, sardunya dikiyorum
Bitiyorum arsızlığına çimenin çiçeğin
Arsızlık bugünden geri
Umut ve direnç demektir
Sokulmak demektir yaşamın koynuna
Özdeşlik demektir yaşamla.
İnan olsun dostlar, inan olsun
Dalından kopan sardunya
Bozulmadı bikez, eğmedi başını
Açmayı sürdürdü diktiğim toprakta.

Sardunyalar hazırdı bahara yola çıktığımda. Geride bıraktığım bir şehirden ibaret değildi, belki de bundan buruktu içim. Uzun otobüs yolculuğu bitti, bir sigara yakıp arkadaşla şöyle bir gökyüzüne baktık. Biliyorsun ki İstanbul çok büyüktü, biz de hazırlıklı geldik tabi. Öyle kollarımızı açıp “yeneceğiz seni!” yeminleri etmedik ama inadımız inat. İçimizdeki burukluğa rağmen hayli heyecanlıydım. Rüzgar yüzüme değiyor, saçlarımı savuruyordu; kokusu bile yabancı bu şehre hiç alışacak gibi değildim. Kalabalık ortasında afallamıştım. İnsanlar üstüme üstüme yürüyor gibiydi. Çok yükle gelmiştik, taksiye bindik ve evin yolunu tuttuk. Bu yük taksinin bagajına atılası değil, hala omuzlarımızda. Biz, birbirimizi bu yükten tanırız.
Zor ve meşakkatli bu yolu adımlarken bileğimize gücü yükü sırtlamışlardan, inancı yüreklerinden alırız.

Eve vardım, kapıyı açtın. “Hoş geldin!” dedi gözlerin. Sağ elinle bavulun bir ucundan tuttun, sol elinle sarıldın bana, yükü bölüştük. Elimdeki değil sırtımdaki yükü… Eşyalarımı eşyaların yanına dizerken
“Burada kıyafetleri böyle diziyoruz, pantolonlar buraya, etekler buraya, tişörtler buraya”,
“Ooo ne çok eşyamız varmış ya, dolaba sığmamış ondan diziyoruz herhalde yere” Tebessüm edip katlamaya devam ettik sonra. Hatırlar mısın bilmem “Dolabımız olsa dağıtırız bak burda böyle katlamak zorunda oluyoruz daha düzenli oluyor” dediğini? Artık dolabımız var ve evet, dağıtıyoruz Gamze 🙂

Çift katlanmış iki yorgan üstüne lastikli çarşaf geçirdin, “Burada da sen yatarsın, yanındaki yerde de ben yatıyorum zaten” dedin. Hemen kıvrılıverdik yataklara tavanı izlemeye başladık. Aynı şeyleri konuştuk, içimizden.

Sonra hep bölüştük ekmeği, suyu, yükü. Hayatı paylaştık seninle, birlikte tamamlandık. Gece kahveleri ve Seher falları ile sabahladık. Bir yandan birlikte yaşıyor, – şimdilerde fark ediyoruz- bir yandan da yaşlanıyorduk anlamadan. Seneler öncesinden bir yer yatağıyla başlamıştı hikayemiz, her öfkeyi, her sevinci, her kederi o yer yatağında tavanı izlerken bitiriyorduk.

Yaşam hızlı akıp gidiyor, dünyanın dört bir yanında çok sevdiğin kadınlar isyanda, mor ateşi yakan, kadınların örgütlü gücünü kuşanan binlerce kadın, patriyarkal kapitalizme, erkek egemenliğe, devlete karşı mücadele ediyor. Meksika, Polonya, Filistin, Türkiye…


Görece dışarıda olan kadınlar olarak biz de her fırsatta kadınlara saldıran erkek-devlete karşı mücadeleye devam ediyoruz. Anarşist kadınlar 1 Mayıs’ta polisleri tek hamleyle yere seriyor. Aynı alanda İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınlar haykırıyor: “Kazanımlarımızdan vazgeçmiyoruz!”
Seninle “İpek Er’in katili erkek egemen sistemdir” dediğimiz yerde…Taksim Meydanı’nda! Kadınlar hep birbirini takip ediyor, hep birbirini tutuyor, biri ayrılsa aramızdan hemen başka bir kadın dolduruyor boş bulduğu safı, bir adım öne geçiyor.

Tutsak düştüğünden, bulunduğun hücreyi direniş alanına çevirdiğinden beri senin gözlerini göremiyoruz sokakta, meydanda, eylem alanında ama senin gözünle bakıyorum kadınlara, 8 Mart’ta Taksim’de yürürken senin elini tutuyorum, 25 Kasım’da erkek şiddetine karşı binler olup aktığımızda sokağa, her sloganda seni duyuyorum. Yatağa yattığımda yanıbaşımdaki kız kardeşime iyi geceler diyorum, senin kollarınla sarılıyorum. Tavanı seninle birlikte izliyorum.

Erkek-Devlet yaşamın her alanında kadınlara saldırıyorken, bazen barikata attığımız tekmede, bazen slogan atarken sıkılı yumrukta, bazen tacizciden hesap soran kadının tehditkar işaret parmağında, bir bakışında sen varsın kızkardeşim.

Her adımımızda senden, erkek-devlete karşı feminist mücadele veren her tutsak kadından güç alıyoruz.Biliyoruz ki biz burda, siz hapishanelerde, ellerimiz aynı düşmanın yakasında!Yer yatağında tavanı izliyorum, ellerim başımın altında, omuzbaşımdasın. Demir parmaklıkları, cızırtılı telefonları, mektup okuma komisyonundaaaaan, gardiyanlara, hapishaneleri, bütün kurumları ile erkek-devletive İstanbul’u yeneceğiz!

Bir yer yatağı hikayesidir bu, seninle anlamlandı. Mor sardunyalar ve hayata dair nice şey gibi… Sana ve bütün kadınlara, kızkardeşlerimize sıkıca sarılıyorum. Dirençle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir