YAŞASIN DEVRİM! VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ HER ŞEY

Evrim

“Bir parti kongresinde olmaktansa, buradaki bir bahçenin ufak bir köşesinde ya da köyde, etrafımda yaban arılarıyla, otların üzerinde olmak kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyor. Size şunu söyleyebilirim: Hemen sosyalizme ihanet ettiğimi düşünmeyin sakın. Biliyorsunuz, her şeye karşın, görevimin başında, bir sokak kavgasında ya da zindanda öleceğimi umuyorum. Ama yüreğimin derinlikleri ‘arkadaş’tan çok, benim baştankara kuşlarıma ait. Doğayı bir sığınak, bir dinlence yeri gibi gördüğümden değil: politikayla uğraşan birçok insan artık yüreğinde hiçbir şey hissetmediği için.” (Badia, 1995)

Yukarıdaki cümleler, Rosa’nın, 1917 yılında tutuklu olduğu Wronke kalesinden Sonia Liebknecht’e yazdığı mektupta geçiyor. Yazıya bu cümlelerle başlamamın sebebi ise Rosa’yı, katledildiği bugünde, onu Rosa yapan her şeyiyle, parti merkezindeki erkeklerle girdiği kavgalarıyla, teorik çalışmalarıyla; doğaya, edebiyata, müziğe, resme ve tabii ki aşka olan tutkusuyla birlikte anmak. 

5 Mart 1871 yılında Çarlık Rusya’sı işgali altındaki Polonya’da dünyaya gelen Rosa’yı; çocukluğunda geçirdiği rahatsızlık sonrası aksayan bir bacakla ve adımını attığı an siyaset sahnesinden bir daha inmeyecek bir kadın olarak zor bir hayat bekliyordu kuşkusuz. Toplantılarda, kongrelerde karşı karşıya geldiği erkekler hemen arkasından gazetelerinde Rosa’nın karikatürlerine, kişiliğine yapılan saldırılara yer vermekten; histerik, kavgacı, kocasının bile yanında durmayacağı bir kadın olduğunu söylemekten geri kalmadılar. Rosa ise tüm bunlara rağmen o sahnede devleşmeye devam etti.

Henüz lise yıllarında Varşova’da devrimcilerle tanışan Rosa, burada yaptığı çalışmalar sonrası tutuklama tehlikesine karşı ve aynı zamanda üniversite eğitimine de devam etmek için devrimci işçi Kasprzak yardımıyla sınırı geçerek Zürih’e geldi. O dönemİsviçre’de çeşitli ülkelerden gelen devrimci sığınmacıların bulunduğu çokça dernek bulunuyordu. İşte bu derneklerin birinde Leo Jogiches ile tanıştı. Birçok yerde Leo ile tanışması Rosa’nın hayatının dönüm noktası olarak adlandırılıyor fakat ilişkilerinin geldiği noktada; uzunca yıllar bu ilişkinin gizli kalmasını salık veren, ona neler yapması, kime ne söylemesi, ne yazması gerektiğini sıralayan, en nihayetinde gelen ayrılık ve başka bir erkek ihtimali ile Rosa’ya tek başına adım attırmayan, ölüm tehditleri savuran Leo’lu bir Rosa’nın ürettikleri karşısında Leo’suz bir Rosa’nın neler yapabileceğini de tüm kadınlar tahmin ediyoruzdur diye düşünüyorum.

“…birlikteliğimizin başladığı ilk günlerde ortaya çıkan bu eski ve acınası alışkanlık, bu bizim ortak yaşamımızı sapına kadar mahveden kötü alışkanlık, senin akıl hocalığı yapma kötü alışkanlığın yüzünden oluyor her şey. Böyle olunca sen bana sonsuza dek ve her konuda ders verme eğilimi gösteriyorsun: Rolünün beni eğitmekten ibaret olduğunu düşünüyorsun.” (Badia, 1995)

Rosa’nın Leo’ya yazdığı bir sonraki mektup ise ayrılık mektubu olacaktı. 

ALMANYA’YA GELİŞ 

SDKP yöneticilerin çıkardığı İşçi Hakları gazetesinin yazı işleri sorumluluğunu üstlenen Rosa bu yıllarda sosyalist çevrede tanınmaya başladı. 1896’da SDKP’nin Çarlık polisi tarafından dağıtılması ardından Rosa ve Leo Almanya’da mücadelelerini devam ettirme kararı alır. Polonya sorunlarında uzman sıfatıyla Karl Kausky’nin yönettiği Die Neu Zeit’de yayımlanan makaleleri ile adını herkese duyuran Rosa, Polonyalı bir kadın sosyalist ve aynı zamanda Yahudi olarak, herhangi bir bahaneyle sınır dışıedilmesi olasılığına karşı sahte evlilikle Almanya’ya yerleşir. Yerleşir yerleşmez Enternasyonal’in en kalabalık ve saygın partisi SPD’nin (Alman Sosyal Demokrat Parti) Genel Merkezi’ne katılır.Kendine güveni, yeteneği, hitabetindeki güçlülük sayesinde Rosa’nın meydanlarda çokça dinleyicisi vardır. Öyle ki partiye ait birçok gazete, dergi onla çalışmak ister, düzenlenen mitingleri hareketlendirmesi amacıyla sık sık Rosa’ya katılımı için davet gönderirler. (Badia, 1995)

Rosa artık partinin şefleri August Bebel ve Kautsky ile yan yanadır. Ne var ki yolları olabildiğince sert bir şekilde ayrılırsonraki yıllarda. Bu süreçte, Clara Zetkin ile hiç bitmeyen dostlukları da başlar.

Marsizmin gözden geçirilerek revize edilmesi gerektiği, nihai hedefin belirsizleştirildiği, sınıf mücadelesinin yok sayıldığı ve “tüm çözümlerin zafer gününe ertelendiği” Sosyalizm Defterleriyayınlandığında çokça tepkiyle karşılanmasına rağmen o dönem neredeyse bir tek Rosa Bernstein ile kavgaya girişir. Marx ve Engels’in arkadaşı Bernstein karşısında Rosa’nın konumunu en iyi “Daha dün hiç kimsenin tanımadığı, yirmi sekiz yaşında genç bir Polonyalı kadın, en gözde sosyalist kuramcılardan birine, Engels’in dostuna, Marx’ın vasiyetini yerine getirmekle sorumlu adama, SPD’nin temel iletişim aracı Sozialdemokrat’ın yazı işleri müdürlüğünü yaptığı sırada Bismark anti sosyal yasalarının sürgüne yolladığı insana saldırıyor (Badia, 1995)” açıklar sanıyorum. Rosa, Bernstein’e karşı yazılan yazılarını daha sonra Sosyal Reform mu Yoksa Devrim mi?’de birleştirir. Bundan sonra Rosa ölümüne kadar parti içindeki kariyeristlerle, reformistlerle, savaş yanlılarıyla, enternasyonalizme ve proleter devrime ihanet edenlerle bir adım geriye düşmeden çarpışacaktır. 

Erkeklerin arasında tek kadın olarak bulunduğu o meşhur fotoğrafta görüldüğü gibi 1903’ten itibaren ise Sosyalist Enternasyonal’in başkanlık üyesidir.

“Apoletlerimi Alman hareketi içerisinde kazanmam gerektiğini biliyorum: ama bunu düşmanla düşüncesizce ve el çabukluğuyla uzlaşan sağ kanatta değil, düşmanla savaşan sol kanatta gerçekleştirmek istiyorum.” (Laschitza, 2002)

1905 DEVRİMİ

1905’te Petersburg’taki Kışlık Saray’a yürüyen on binlerce insan Çarlık tarafından kurşunlandı, binlercesi öldü ve yaralandı. Ardından katlanarak devam eden grevler baş gösterdi. Rusya devrime yürüyordu. Başından beri bu devrimi takip eden, kendisine gelen bilgilerin yetersizliğine öfkelenen Rosa en nihayetinde devrime katılmaya karar verir. Varşova’ya geldiğinde ise devrim yenilgiye uğramak üzeredir ve Rosa tutuklanır. Üç ay sonra özgürlüğüne kavuşan Rosa’ya Petersburg yakınlarındaki bir kentte oturma izni verilir ve burada Rus devrimcilerle tanışma fırsatı yakalar. Burada geçirdiği zamanda Rosa devrimi de anlattığı yazıları Kitlesel Grev, Parti ve Sendikalar broşüründe toplar.

Parti içinde revizyonist liderlere ve politik kitle grevi karşıtlığına Rosa, partinin yıllık kongresinde bu çalışmayla yanıt verir.

“…Rus devrimini gözlemliyoruz; bu devrimden hiçbir şey öğrenmemek için tam bir eşek olmamız gerekir. Oradan Heine’nin kalkıyor ve Bebel’e, genel grev durumunda örgütlü gücümüzün yanı sıra örgütlenmemiş yığınların da ortaya çıkacağını belirtip, bu yığınların kontrol edilip edilmeyeceğini soruyor. Bu kelimeler Heine’nin burjuva görüşünü açığa vuruyor ve bu, bir sosyal demokrat için utanç verici bir durum. Bugüne kadar ki devrimler, özellikle de 1848 devrimi, devrimci durumlarda göz kulak olunması gerekenin yığınlar değil, yığınlara ve devrime ihanet edebilecek parlamentarizm avukatları olduğu kanıtlanmıştır.”(Laschitza, 2002) 

Rosa’nın kongredeki performansı müthiş bulunur ve buradan başarıyla çıkar. Ardından August Bebel’in isteği ile İleri’nin yönetimini devralır. Daha sonra ise parti okulundaki görevi kabul edecektir. Rosa, en yoğun olduğu dönemlerde bu görevleri meydanı sağ kanada bırakmamak ve -nihayetinde yollar ayrılmışsa da- sonuna kadar partide kalma isteğiyle kabul eder.

TEORİK ÇALIŞMALARI

August Bebel tarafından açılan parti okulunda eğitmenliğe başlayan Rosa yine erkekler arasında tek kadındır. Burada iktisat tarihi ve ulusal ekonomi dersleri verir. Teori çalışmalarına bu dönemde ağırlık veren Rosa en önemli eserinden biri olan Ulusal Ekonomiye Giriş’in çalışmalarına 1910’da başlar, fakat katledilişi ardından ancak 1925’te Paul Levi tarafından bir araya getirilerek basılabilir. 

Rosa Ulusal Ekonomiye Giriş’e; “özel mülkiyetin sürekliliği ve dünyanın varlığından beri var olduğu” görüşünün, ilkel ekonomi biçimlerinin bilimsel incelemesiyle başlar. Burjuva bilimi olarak ulusal iktisatın, ortak mülkiyetin varlığını reddetmesi ve özel mülkiyetin olmadığı toplulukların nasıl “kralın mülkiyetine”dönüştükleri üzerine çalışmasını ilerletir. Meta üretimi, ücret yasası ve kapitalist ekonominin eğilimleri başlıkları ile bu ince kitapta bize sosyalizmin tarihsel zorunluluğunu son derece akıcı şekilde derinlemesine sunar. 

“İktisat tarihinin çekirdeğini -işgücünün üretim araçlarıyla arasındaki ilişkinin biçimlendirilmesi- tarihi gelişimini çarpıtmak nasıl burjuvazinin sınıf çıkarlarına yarıyorsa, bu ilişkiyi öne çıkarmak, toplumun ekonomik yapısına ölçüt olarak kullanmak da proletaryanın yararınadır. İşçiler için, ilkel komünal toplumu, sonraki sınıflı toplumlardan ayıran tarihin büyük mihenk taşlarına yalnızca dikkat etmek değil, aynı zamanda sınıflı toplumun farklı tarihi biçimleri arasında ayrım yapabilmek de çok önemlidir. Kim ilkel komünal toplumun ekonomik özellikleri üzerine ve aynı biçimde antik köle ekonomisi ve Ortaçağ angarya ekonomisi üzerine net bilgilere sahipse, günümüz kapitalist sınıflı toplumun neden tarihte ilk kez sosyalizmi gerçekleştirmek için somut bir olanak sunduğunu ve geleceğin uluslararası sosyalist ekonomisi ile eski komünal gruplar arasındaki temel ayrımın ne olduğunu ayrıntılarıyla kavrayabilecektir.” (Luxemburg, Ulusal Ekonomiye Giriş, 1925)

1913’te ise hatalarına rağmen Marksist klasikler arasına giren, Kapital’in ikinci cildini incelediği “Sermaye Birikimi”ni yazar.Kapitalizmin varlığını sürdürebilmesi için kapitalist olmayan diğer iktisat biçimlerine ihtiyaç duyduğunu, kapitalizmin tüm dünyaya yayıldığı gün ise varlığını sürdüremeyeceğini ve böylece kendi sonunu getiren, fiziksel olarak sınırlı bir sistem olduğu üzerine incelemelerde bulunmuştur.

YOL AYRIMI

Prusya’da ancak belirli bir vergi ödeyen, zengin sınıfların ve tabiiki sadece erkeklerin oy kullanabildiği bir seçim sistemi mevcuttu. 1910’lara geldiğimizde halkın demokratik seçim talebi daha çok ses getirmeye başladı. Buna karşı Rosa’nın planı ise bir an önce kitlesel grev kampanyaları ile iktidarı baskı altında tutmaktı. Fakat birçok büyük şehirde protestolar devam ederken, parti yönetim kurulu, sendikalar genel komisyonuyla perde arkasında görüşmeleri başlatmıştı. Sanayideki kötü durum ve sendikalardaki üye sayısındaki düşüş öne sürülerek kitlesel greve gidilmemesini kararlaştırdı. (Laschitza, 2002)

Rosa’nın bu dönemde kitlesel grev ile ilgili yazdığı yazıların,Kautsky tarafından, bir kısmı sansüre uğramış; sansürlenmiş haliyle bile “parti birliği” açısından sıkıntılı olacağı söylenerek direkt yayınlanmamıştır. Rosa karşılaştığı bu durum karşısında yazılarını arkadaşları aracılığıyla yerel basına verir. Binlerce insanın demokratik seçim talebiyle sokaklarda olduğu bu günlerde Rosa gidebildiği her mitingde binlere seslenir ve her konuşması coşkuyla karşılanır. Kautsky ise şartların olgunlaşmadığı, düşmanın kitlesel grevlerle devrilemeyeceği uzun süreli yorma politikasıyla ilerlenmesi gerektiğini söylüyordu, ona göre bunun yolu seçim kampanyasıydı. 

Rosa’nın Kautsky ile karşılıklı makalelerle devam eden tartışmaları sırasında Victor Adler’in Bebel’e yazdığı mektuptan şu kısım ilgi çekici: “Şu sevgili Rosa’ya bak. Aslında arkadaşının Karl’ın başına açtıklarına sevinecek kadar alçaklık var içimde, fakat durum gerçekten berbat. Bu fesat acuze çok daha fazla zarar verecek, özellikle de içinde hiç sorumluluk duygusu bulunmamasına ve tek hareket dürtüsünün neredeyse sapıkça bir inatçılıktan kaynaklanmasına rağmen, çok zeki olduğu için. Clara ve Rosa’nın birlikte mecliste olduğunu düşün! Başınıza geleceklerle karşılaştırdığınızda, Bad eyaletinde olanları keyifli bulurdunuz.” (Laschitza, 2002)

Militarizm ve silahlanma yarışının artığı, adım adım emperyalist paylaşım savaşına gidildiği günlerde Rosa ve SPD’nin sol kanadı savaş karşıtı kampanya örgütlemeye girişti. Almanya’nınFransa’ya savaş ilan ettiği günün ardından, sosyal demokratlar Reichstag’da savaş kredilerini onayladığında ise (tek hayır oyu kullanan Karl Liebknecht’ti) Rosa ve arkadaşlarının SPD ile yolları tamamen ayrılmıştı. Rosa hiç vakit kaybetmeden meydanlarda militarizme ve savaş kredilerine karşı, savaştaki askerlerin koşullarına dair konuşmalar yaptığı mitingler düzenledi. “Fransız kardeşlerimize silah doğrultmayacağız” dediği bir konuşmasından vatana ihanet suçlamasıyla dava açıldı. Spartakistler birliğinin doğuşu sırasında Şubat 1915’te Rosa tekrar tutuklandı. Bir yıl kaldığı hapishaneden çıktığında ise onu yüzlerce kadın çiçeklerle karşıladı. 

“4 Ağustos 1914’te, resmi Alman Sosyal Demokrasisi ve onunla birlikte Enternasyonal sefilce çöktü. Elli yıldır halk önünde söylemekte olduğumuz, en kutsal ilkelerimiz olarak, konuşmalarda, broşürlerde, gazetelerde ve bildirilerde sayısız kere ilan ettiğimiz her şeyin, hepsinin boş bir sözden ibaret olduğu ilk darbede ortaya çıktı. Uluslararası proleter sınıf mücadelesi partisi, sanki büyülenmişçesine, bir anda ulusal liberal bir parti haline geldi; o kadar gurur duyduğumuz güçlü örgütlerin tamamen güçsüz olduğu görüldü ve onlar, burjuva toplumun saygı ve korku duyulacak düşmanı olmaktan çıkarak, can düşmanımız emperyalist burjuvazinin aletleri haline geldi.” (Luxemburg, Spartakistler Ne İstiyor?, 1979)

Hapishaneden çıkar çıkmaz Rosa, Spartakist Birliği’nin savaş karşıtı kitlesel eylemlere geçme, proleter Enternasyonal’i yeniden kurma programı ile harekete geçer. 1916’da Karl Liebknecht’in 1 Mayıs bildirisiyle Spartakistler ilk büyük eylemini düzenler. “Kahrolsun savaş!” sloganlarının atıldığı eylem sonrası Karl tutuklanır, Rosa da çok geçmeden tutuklanarak Wronke kalesine nakledilecektir. 

1917 DEVRİMİ

1917 baharında Bolşeviklerin başlattığı silahlı ayaklanma tüm ülkeye yayılmış, işçiler ve köylüler Çarlık’ı yıkıp Sovyetleri kurmuşlardı. Rosa tutuklu olduğu Wronke’den Clara Zetkin’e yazdığı mektupta Lenin öncülüğündeki Rus devrimini: “Rusya’daki olaylar, sonucu kestirilesi mümkün olmayan dev bir boyut taşıyor ve ben bugüne kadar yaşananları sadece küçük bir başlangıç olarak görüyorum. Olaylar orada muazzam bir gelişme gösterecektir; bu, işin doğasında var. Ayrıca tüm dünyayı sarsan bir yankı yaratması da önlenemez.” diyerek değerlendirmişti. 

Ekim Devrimi karşısında heyecanlanan ve onun yeni devrimlerin habercisi olduğunu düşünen Rosa’nın Lenin’le ayrı düştüğü noktalar da hayli fazlaydı. Bunlardan en popüleri herhalde ulusal sorun ve ulusların kendi kaderini tayin hakkındaki fikir ayrılıklarıdır. Rosa’ya göre ulusların kendi kaderini tayin hakkı kapitalizm koşullarında gerçekleşmesi mümkün olmadığı gibi sosyalist toplumlarda da uygulanamazdı. 

Modern uluslar, burjuvazinin, aynı dilini konuşan halk kitleleri üzerindeki egemenliğinin politik-kültürel biçimidir. Sınıflara bölünmüş uluslarda ortak çıkarlar ve genel irade yoktur. ‘Ulusal’ politika, yönetici sınıfın çıkarına denk düşen politikadır. Bir takım kapitalist ülkelerin politik demokrasiden yararlanıyor olması bu önermenin doğruluğunu etkilemez. (Luxemburg, Ulusal Sorun, 1916)

Bir diğer fikir ayrılıkları ise Bolşevik Parti’nin yapısı ve merkeziyetçiliği ile ilgiliydi. Rosa’nın Rus Sosyal Demokrasisi’nin Örgütsel Sorunları makalesi, Lenin’in Bir Adım İleri İki Adım Geri metnine yanıt özelliği taşıyordu. Lenin’in profesyonel devrimcilerden oluşan, içine kapalı, öncü kadro partisine karşın Rosa Luxemburg demokratik yapıda bir kitle partisinden yanaydı (Laschitza, 2002)

Kısacası, açık seçik diyoruz ki; gerçekten devrimci bir işçi hareketi sırasında yapılmış hatalar, tarihsel açıdan, en iyi Merkez Komitesi’nin yanılmazlığından çok daha verimli ve daha değerlidir.

KADIN HAREKETİ

Rosa’nın kızıllığı, kadın hareketi üzerine bir çalışmasının bulunmaması kendini feminist olarak tanımlayan kadınların, özellikle genç kadınların karşısına ince bir sırıtışla sık sık getirilmiştir. Kuşkusuz, Rosa kadınların sorunlarının çözümünü sosyalizmde görür. Fakat bu kızıllığı kadınlara karşı değil Marx’ın mirasçılarına, Engels’in arkadaşlarına, tarihi şeflere, tüm bu erkeklere karşı verdiği mücadelede kazanmıştır. Döneminde pek de mümkün görünmezken Kapital’e eleştiri kitabı yazmış, devrim sırasında Lenin ile tartışmaktan geri kalmamıştır. Tüm bunlara baktığımızda, eğer Rosa’yı kaba bir “yiğitlik” anlatısı üzerinden mitleştirmiyorsak kendisiyle yan yana politika yapmak isteyecek erkeklerin birer birer elendiğini görürüz. Sivri dilinden kurtulsalar dahi meydanlarda hitabetiyle binleri ayağa kaldıran bu kadının şapkasının gölgesinde olmak bugün eminim can sıkıcı gelecektir. 
Rosa’nın Wronke’deki tutsaklık yıllarında Clara Zetkin, Sonia Liebknecht, Mathilda Jacob ve Luise Kautsky’e gönderdiği mektuplara baktığımızda kadın yoldaşlığına dair müthiş izler görürüz. Her biriyle olan mektuplarında Rosa’nın edebiyata, müziğe, resme olan tutkusunu keşfederken başka bir yerde doğadan, kuşlardan, böceklerden, kedisi Mimi’den bahsederken heyecanına şahit oluruz. Özellikle hapishaneden Sonia’ya yazdığı mektuplarda ona olan desteğini görürüz.

İşte Sonioucha, yeniden kendinizi dinlemeye başlayıp umutsuzluğa kapılmayasınız diye, sizi oyalamak, sizinle gevezelik etmek ya da sizinle birlikte susmak için sürekli yanınızda olmayı ne kadar isterdim, bilseniz. Kartınızda ‘neden böyle oluyor?’ diye soruyorsunuz. Çocuksunu siz! Dünya var olalı beri böyle devam ediyor yaşam ve beraberinde acıyı, ayrılığı ve nostaljiyi getiriyor. Yaşamı içerdiği her şeyle birlikte ele almak, en güzel olanı ve en iyiyi bulmak gerek. (Badia, 1995)

Rosa özgürlüğüne kavuştuğunda ise Spartakislerin gazetesi DieRote Fahne’nin sorumluluğunu devralır. Clara Zetkin’e gazetenin kadın eki çalışmalarından ve durumun aciliyetinden bahseder,onun desteğini bekler. Çünkü kendi deyimiyle orada hiçbiri bu konudan anlamıyordu. Yine Clara’ya yazdığı bir diğer mektupta kadınlar arasında çalışmalara başladıklarını fakat işlerin iyi yürümediğini, bu işlerle ilgilenecek kimsenin olmadığı sitemlerini sıralıyordu.

Clara Zetkin “Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı Sorunu Üzerine” başlıklı Stuttgart Kadın Konferansı için hazırlanan bir çalışmanın son kopyasını getirir. Rosa bu çalışmayı büyük bir zevkle okur ve kendisi için büyük bir kazanım olarak değerlendirir. Çünkü “kadınlar aleminin bir yığın gerçeği hakkında hiçbir şey bilmiyordu”. (Laschitza, 2002)

ALMAN DEVRİMİ

Ekim devriminin yarattığı etki ile birlikte Almanya’da bulunan işçi konseyleri savaşa karşı kitlesel grevlere başlamıştı. Kiel’debaşlayan ayaklanmalar tüm Almanya’ya yayılırken Rosa da hapishaneden çıktı. Devrime katılmak için Berlin’e gelmesi gerekiyordu. Bu sırada Berlin’deki Spartakist Birliği sözcülerinin; sosyalist cumhuriyetin kurulması, polis ve subayların silahsızlandırılması, halkın silahlandırması, Rus Sovyet Cumhuriyeti ile ilişkilerin kurulması, hükümetin işçi ve asker konseylerine devredilmesi çağrısına on binlerce insan katılıyordu.

Saray’a yürüyen Karl Liebknecht Barışı elde ettik. Bu saat itibarıyla özgür Almanya sosyalist cumhuriyetini ilan ediyor ve dört gün önce hakaretlerle buradan kovulan Rus kardeşlerimizi selamlıyoruz.” diyerek Kasım Devrimi’ni duyurur.

Rosa Berlin’e gelir gelmez gazetenin başına geçer. Bundan sonraki günleri ise tüm gün devrim için çalıştığı, geceleri farklı otellerde kaldığı yarı illegal bir hayat içerisinde geçecektir. Spartaküs Birliği’nin USPD’den ayrılarak tek başına yol yürümesi hakkında ise kadrolarının yetersizliğinin kitlelere ulaşmalarını zorlaştıracağını düşünmektedir. Ancak Rosa’ya göre devrimin yavaş ilerlemesindeki suç SPD ve USPD liderlerindedir. İmparatorluğun eski yönetim ve adalet aygıtının olduğu gibi çalışmaya devam etmesi, ölüm cezasının bile kaldırılmamış olması, Spartakistlere karşı giriştikleri provakasyonlar, onları burjuva gericiliğiyle ortaklaştırmıştır (Laschitza, 2002).

Spartakistlere her saftan saldırılar başlamıştı. Rosa 17 Kasım’da yazdığı Başlangıç ve Eski Oyun makalelerinde yalanlarla halkı Spartaküs Birliği’ne karşı kışkırtan sosyal demokratlara burjuva gericiliğinin ve Prens Max’ın dostları, kapitalist sömürünün muhafız birlikleri, karşı devrimin pusuya yatan ileri karakoludiye seslenir. 30 Kasım’da ise Spartaküs Birliği USPD’den ayrılır ve Almanya Komünist Partisi kurulur; partinin programı Rosa tarafından yazılmıştır. 

Tarih, bizim devrimimizin, -merkezi iktidarın yıkılmasının ve yerine birkaç ya da bir düzine yeni insanın geçirilmesinin yeterli olduğu- burjuva devrimleri kadar rahatça gerçekleşmesine olanak sağlamayacak. Biz aşağıdan çalışmak zorundayız; ve bu da, toplumsal anlaşmanın temeline ve köklerine yönelmeyi amaçlayan devrimimizin kitle karakteriyle, bugünkü proleter devrimin karakteriyle –siyasal iktidarı yukardan değil, aşağıdan zaptetmemizin gerekliliği- üst üste düşmektedir. 9 Kasım bir girişimdi, var olan kamu gücünü yıkma ve sınıf egemenliğine son verme yolunda yapılan zayıf, yarım kalmış, bilinçsiz ve karmaşık bir girişimdi. Şimdi yapılması gereken şey ise, tam bir bilinçle proletaryanın tüm güçlerinin, kapitalist toplumun temeline yöneltilmesidir. (Luxemburg, Spartakistler Ne İstiyor?, 1979)

KARŞI DEVRİM

4 Ocak’a geldiğimizde sosyal demokrat hükümet USPD’nin sol kanadında yer alan Berlin polis müdürünü görevden aldı. Aynı zamanda devrimci işçilere karşı saldırılar başlamıştı. Rosa bu yaşananlara karşı en ünlü metinlerinden birini yazdı, maalesef bu, onun son yazısıydı.

Berlin’de düzen hüküm sürüyor! Sizi budala zaptiyeler! Yarından tezi yok, kıyamet günü kopmuşçasına, tüm tantanasıyla en ummadığınız yer ve anda devrim karşınıza yeniden çıkacak ve haykıracaktır: Vardım, varım, var olacağım!

Spartakist liderler Rosa, Karl ve Wilhelm Pieck 15 Ocak günü Freikorps birlikleri tarafından evleri basılarak Eden’e götürüldü. Wilhelm buradan kaçmayı başarmıştı. Savunma bakanı Noske’den alınan infaz emri ile birlikte Karl Liebknecht işkence sonrası kafasından vurularak öldürüldü. Rosa ise Eden’den dışarı çıkarıldı, yol boyunca kafasına dipçik darbeleri alacaktı, işkenceler sonrası vurulan Rosa Lanwehr kanalına atıldı. Cesedine 31 Mayıs’ta ulaşıldı ancak. Dostu Mathilda Jacob tarafından elbiseleri ve boynundaki madalyon sayesinde teşhis edildi.Mathilda da dostuyla aynı kaderi paylaşacaktı, 1943’te naziler tarafından katledildi.

Karl Liebknecht öldürülen 31 yoldaşı ile birlikte 25 Ocak’ta, Rosa ise 13 Haziran’da büyük bir törenle binlerce kişi tarafından defnedildi. 

Devrimin kartalı Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) iktidarında öldürüldü. 

Sıkı durun. Kaçmadık. Yenilmedik. Çünkü Spartaküs, ateş ve ruh demektir, yürek ve can demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sınıf bilinçli proletaryanın mücadele azmini temsil etmektedir. Bunlar elde edildiği zaman biz ister yaşayalım ister yaşamayalım, programımız yaşayacaktır ve kurtulan halkların dünyasında egemen olacaktır.

Referanslar

Badia, G. (1995). Bir Mektup Ustası Rosa Luxemburg. Pencere Yayınları.

Laschitza, A. (2002). Her Şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak.Yordam Yayınları.

Luxemburg, R. (1916). Ulusal Sorun. Belge Yayınları.

Luxemburg, R. (1925). Ulusal Ekonomiye Giriş. Belge Yayınları.

Luxemburg, R. (1979). Spartakistler Ne İstiyor? Belge Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir