SDP 3. Kadın Konferansı 24-25 Kasım 2007

SDP Üçüncü Kadın Konferansı; 24 – 25 Kasım 2007 tarihlerinde çeşitli illerden kadınların katılımıyla
İstanbul’da gerçekleştirildi.

Bir buçuk gün süren konferans, öncelikle yapılan değerlendirmeler sonrasında Birinci ve İkinci
konferans kararlarımızın bugün hala geçerliliğini koruduğundan hareketle bu kararları geçerli belgeler
olarak onaylar.
Konferansımızın denk geldiği 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla bir kez
daha Mirabel kardeşleri anıyor ve anılarının mücadelemizde yaşayacağını vurguluyoruz. Kadına
yönelik şiddete karşı örgütlü mücadelenin bilinciyle “Kadınlar Birlikte Güçlü!” şiarıyla dayanışmamızı
yükseltiyoruz.
Sermayenin, neoliberal saldırılarının kadınları gün be gün daha da yoksullaştırdığı bugün, Novamed ve
Telekom grevlerinde direnen işçi kadınların direnişini selamlıyor onlarla dayanışma içersinde
olduğumuza ve önümüzdeki dönemde de birlikte mücadele etmenin gerekliliğine işaret ediyoruz.

  1. Konferansımızdan bugüne yoğun bir politik atmosferden geçerek gelmiş bulunuyoruz. Bir yanda e-
    muhtıraların verildiği, sınır ötesi operasyonun yeniden gündeme gelerek meclisten tezkerenin geçtiği,
    militarizmin, milliyetçiliğin ve şovenizmin daha da tırmandırıldığı bir tablo var karşımızda. Biz biliyoruz
    ki bu tablo her anlamda kadına yönelik şiddeti, kadının emeği, bedeni ve kimliği üzerindeki baskı,
    müdahale ve denetimi attıracaktır. 1. ve 2. Kadın Konferansı kararlarımız bu politik gelişmeler
    doğrultusunda nasıl yol izleyeceğimiz noktasında bugünde geçerliliğini korumaktadır. Diğer yandan
    2007 genel seçimleriyle bağımsız sosyalist ve Kürt adayların meclise girdiğine ve çoğu kadın kurtuluş
    mücadelesinin aktivisti olan 8 Kürt kadınının parlamentoda yer aldığına tanıklık ediyoruz. Ancak, bu
    süreçte de görmüş olduk ki, şoven saldırıların hedefinde yine en çok kadınlar yer aldı. Hem meclisteki,
    hem de yönetimlerdeki DTP’li kadınlar televizyonlardan hedef gösterildi, haklarında birçok dava
    açıldı. Bu tablo karşısında, kuşkusuz ki Kürt kadınlarıyla dayanışmanın ve kadınlara yönelen bu
    saldırılara karşı hep birlikte örgütlenmenin yakıcılığı artmıştır.
    Ancak, partimiz 8 aydır içinde bulunduğu krizden çıkamadığından güncel politik görevler de örgütlü
    bir biçimde yerine getirilememiş, kadın organlarımız da bu noktada işleyemez hale gelerek atıl
    kalmıştır. Bu süre boyunca ne koordinasyonlarımız bir kampanya örgütleyebilmiş, ne de yayınımız
    Kadınların Kurtuluşu gazetesi çıkabilmiştir. Konferans, 2. konferansın Örgütlenme başlığındaki kararı
    doğrultusunda önümüzdeki dönemde kadın örgütlülüğümüzü güçlendirmeyi karar altına alır.
    Konferansa katılan kadınlar, SDP kadın örgütlenme modelinin ve parti işleyişinin gerektirdiği kadın
    konferansının; tüm partili kadınların çoğulculuğunu, farklılığını ve mümkün olan en çok sayıda kadını
    karar süreçlerine katacak şekilde tasarlanmış olduğunun, kararların bu çerçevede konsensus aranarak
    alındığının altını çizmiştir. Bu sebeple de kadın konferansı bir iktidar aracı olarak
    değerlendirilemeyeceği gibi, 1. konferansımızda karar altına aldığımız “Kadınların, kadın olmaktan
    kaynaklanan ortak ezilmişliği, tüm kadınları kadın ezilmişliğine karşı sadece kadınlardan oluşan bir

mücadelenin ve kadın hareketinin doğal bir bileşeni haline getirir,” perspektifimizin de gerektirdiği
şekilde parti üyesi tüm kadınların katılımına tartışmasız açıktır.
Ancak, bir kısım partili kadın bir deklarasyon yayınlayarak konferansa katılım sağlamayacaklarını
belirtmişlerdir. Konferans, bu durumu, her şeyden önce kadınların en zengin bileşenle tartışma
zemininin ortadan kaldırılması olarak değerlendirmiştir. Konferansın örgütlenme sürecinde, tüm
partili kadınların ortak iradesiyle parti içi kriz ve cinsiyetçilik gibi konuların konferansta tartışılacağı
karar altına alınmıştır. Tartışmaların bir tarafının konferansa katılmaması ise yalnızca kadınlara ait
olan karşılıklı tartışma zemininin zayıflatılması ve diyalog yolunun ortadan kalkması anlamına
gelmektedir. Konferansa katılmamanın gerekçesi olarak beş partili kadının konferansa katılımının
gösterilmiş olması ise konferans katılımcıları tarafından ayrıca talihsiz bulunmuş, kimi kadınları gayrı
meşru ilan ederek, mahkum ederek, politikadan dışlayarak kadın politikası üretmenin sağlıklı bir
yöntem olmadığı, kadınların birbirlerini tartışma içinde dönüştürerek kadın dayanışmasını
yükseltmesinin önemli olduğu vurgulanmış ve bu tutum eleştirilmiştir.
Erkek egemenliği, kadınları hayatın her alanında baskı altında tutmanın bir güvencesi olarak
birbirleriyle karşı karşıya getirir. Bunun karşısında kadın kurtuluş perspektifini benimseyen kadınlar,
kadınlar arası rekabeti reddederek, örgütlülüklerini ve kadın dayanışmasını yükseltirler. Aynı parti
içindeki kadınların da kadın sorununda farklılıkları olabileceği gibi, bu durumda halihazırda
alınmamış/önerilmemiş kararlara dair bir meşruiyet sorgulamasına gitmek yerine, karşılıklı ikna
süreçlerini, eleştiri ve tartışma mekanizmalarını işletmek, hem kadın perspektifimiz hem de sosyalist
demokrasi açısından bir gerekliliktir.

CİNSİYETÇİLİĞE KARŞI MÜCADELE

  1. kadın konferansımızda karar altına alınmış olan perspektifimizin doğruluğu hala geçerliliğini
    korumakla birlikte konferans kararlarının farklı yorumlandığı da açığa çıkmıştır.
    Konferans bu süreçte, üç kadının cinsel taciz beyanında bulunmasıyla başlayan sürecin erkeklerin
    müdahalesi altında ağır cinsiyetçi tutumlarla tüm kadınları mağdur eden bir tarzda işlediğini tespit
    eder. Bu durum cinsel taciz beyanında bulunan kadınların yanısıra, bir çok kadının çeşitli düzeylerde
    gerek sözel, gerekse fiziksel şiddete maruz kalmasına neden olmuştur. Kadın Konferansımız; kadına
    yönelik her türlü cinsiyetçiliği bir kez daha mahkum ederken, cinsel taciz beyanında bulunan
    kadınlarla ve şiddete uğrayan kadınlarla dayanıştığını belirtmiş, ve kadınların örgütlü bir dayanışma
    içerisinde bulunması gerektiğinin altını çizmiştir.
    Toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık, kadınların hayatlarının her alanında devam ettiği ölçüde,
    cinsiyetçiliğe karşı mücadelemiz de devam edecektir. Bu mücadelenin somut adımları içinde bizim
    için belirleyici olan erkek egemenliğinin aşındırılması ve kadınların mücadele içinde güçlenerek
    çıkmasıdır. Bunun yolu ise, kadınlar arasında dayanışmacı ilişkiler tesis etmekten, örgütlülüğü
    yükseltmekten geçer.
    Kuşkusuz, sosyalist erkekler de bu egemenlikten bağışık olmadığından, parti içinde de cinsiyetçilikle
    karşı karşıya gelmemiz söz konusu olmaktadır. Sosyalist erkekler, zaman zaman bu cinsiyetçiliğin
    uygulayıcısı olurken, zaman zaman da kadınların yaşadığı sorunlara müdahale etmeye çalışmakta,
    öğreten, emreden, yönlendiren, kendi iktidarlarını pekiştiren bir araç olarak kadın mücadelesini
    kullanmaktadırlar. Kadın sorunu karma politikanın iktidar mücadelesi içinde kolaylıkla
    harcanabilmektedir. Bunun sonucunda da, kadınlar karşı karşıya getirilmekte, rekabet
    körüklenmektedir. Açıktır ki, bu yaklaşımla kadınların kazanması olası değildir. İhtiyacımız olan kendi

sözümüzü örgütlemek, dayanışma içinde güçlenmektir. Parti içinde yaşadığımız kriz, bu durumun
somut bir örneğidir.
Yaşadığımız pratik bize erkek egemen dil ve tarzın kadınlar arasında da hakim olabildiğini bunun da
yine kadınları hedef aldığını gösterdi. Konferansımız maruz kaldığımız cinsiyetçilikle mücadele
ederken bu erkek egemen dil ve tarza düşmememiz gerektiğine işaret eder.
Kadınların bölünmesi, yalnızca erkek egemenliğinin çıkarınadır. Kadınların bölünmekten hiçbir ortak
çıkarı olamaz. Bu sebeple, konferans, kendi cinsiyetçiliğini sorgulamadan, kendi cinsiyetçiliğiyle
yüzleşmeden sürece dahil olan erkeklerin egemen yaklaşımlarını mahkum eder ve tüm kadınları
cinsiyetçiliğe, erkek egemenliğine karşı ortak mücadeleye çağırır.
Buradan hareketle konferans, cinsiyetçiliğe karşı somut bir kadın dayanışmasının tesis edilebilmesi
için partinin çeşitli organlarında bir arada çalışma yürüten kadınların cinsiyetçiliği nasıl
deneyimlediklerini tartışabileceği mekanizmalar oluşturmasını hedefler. Erkek üyelerin de kendi
cinsiyetçiliklerini tartışmaları gerektiğinin altını çizer.

KÜRT KADINLARLA DAYANIŞMAYA VE BİRLİKTE MÜCADELEYE
2007 yılı genel seçimleriyle bin umut adayları birlikte yaşadığımız coğrafyada barış umutlarını açığa
çıkardı. Bağımsız adaylarla yürütülen seçim çalışmaları sonucunda sosyalist ve Kürt vekillerle meclise
girilmiştir. Seçim süreci içerisinde genel siyasal taleplerle, kadınların özgürleşmesinin önündeki
engellere karşı mücadelemiz birleştirilmeye çalışılmıştır. Ortak yürütülen seçim çalışmaları sonucunda
kadınların taleplerinin ve mücadelesinin sesi olduklarını her fırsatta açıklayan 8 bağımsız kadın
milletvekilinin parlamentoya girmesi kadın mücadelemiz açısından bir kazanım olmuştur.
Seçimler öncesinde bağımsız milletvekilleriyle meclise girilebileceğini ve DTP’nin grup
oluşturabileceğini tespit etmekle birlikte, bu vekilleri zorlu bir sürecin beklediğini, barış girişimlerinin
savaş taraftarları tarafından yok edilmeye çalışılacağı ve bu saldırılarda kadın milletvekillerinin
yoğunluklu hedef haline getirileceğini de tespit etmiştik.
Özelde Sebahat Tuncel, Fatma Kurtalan, Aysel Tuğluk, Sevahir Bayındır, Ayla Ata Akat gibi kadın
vekiller, genelde KÖH’den kadınların üzerinden geliştirilen linç politikaları tespitlerimizi doğrulamıştır.
Önümüzdeki çok daha zorlu günleri gören bir yerden;

  1. SDP li kadınlar mecliste yer alan 8 DTP’li kadın milletvekiliyle dayanışmayı görev olarak önüne
    koyar.
  2. SDP li kadınlar DTP grubu içinde yer alan 8 kadın milletvekilinin kadınların Meclis’teki
    temsilcisi ve sesi olduğunu vurgular. Gerek kadın kurtuluş mücadelesine dönük ortak talepler
    üretme gerekse yapılan saldırılara yönelik hareket edebileceğimiz en geniş kadın çevresiyle
    ortak zemin ve araçların örgütlenmesini önüne görev olarak koyar.
  3. Kürt kadınlarıyla ilişkimizi dayanışmayla sınırlı tutmaz ve cinsiyetçiliğe karşı birlikte
    mücadelenin araçlarını yaratır.
    YEREL YÖNETİMLER VE KADINLAR
    Kadınlar, üretim ve yeniden üretim süreçlerinde kadın olmaları nedeniyle ezilmişliği siyasal ve
    toplumsal yaşamdan dışlanarak yaşamaktadırlar. Yerel alanın en sıkı şekilde merkeze bağlanmasını
    içeren kapitalist devlet iktidarını yerel yönetimlerle sürdürürken aslolan bu ilişkinin ters yüz
    edilmesidir. SDP’li kadınlar, yerel yönetimlerin uygulamalarına, işleyişine; işçi sınıfından,ezilen ulustan
    ve cinsten yana bir tutum içinde yaklaşırlar. Kadın Konferansımız; yerel seçimlerin yaklaştığı

önümüzdeki süreci; daha önceki konferansta Yerel Yönetimler ve Kadınlar başlığı altında
detaylandırılan çerçeve içerisinde kapsamlı bir çalışma yürütmesi, bu sürecin kadınların
mücadelesinin yükseltilmesi açısından değerlendirilmesi olarak görür.
SDP’li kadınlar, birlikte hareket edebileceği en geniş kadın bileşeniyle önümüzdeki yerel seçimler
sürecinde üzerine düşen çalışmaları yürütmeyi karar altına alır.

ÖNERGE

  1. SDP li kadınlar yerel yönetimler ve yerel yönetim seçimlerinde kadınların taleplerini, sözünü
    ve kadınların bu sürece nasıl katılacağını planlamak üzere bir kadın çalışma grubu
    oluşturmayı;
  2. Kadınların dışlandığı yerel yönetimler içerisinde Belediye Başkan ve Belediye Meclis üyesi
    kadının yaşadığı sıkıntılar, baskılar karşısında dayanışma sağlamak ve onların sürdürdükleri
    çalışmalardan deneyimler çıkarmak üzere ilişki kurmayı;
  3. Birlikte hareket edebileceğimiz en geniş kadın kesimine ulaşabilmek için; oluşturulan çalışma
    grubunun ön hazırlıklarını tamamlamasının ardından gerekli girişimlerde bulunmayı karar
    altına alır.

ANAYASA VE KADINLAR
TC Anayasası 1982 yılında oluşturulmuş bir darbe anayasasıdır. Bu anayasa Türk, Sünni, “erkek”,
sermayeden yana ve militarist bir anayasadır. Önümüze AKP tarafından konan anayasa tartışmaları
içinde darbe anayasasından mı ‘sivil’ bir anayasadan mı yanasınız ikilemi içersinde
bırakılmaktayız. SDP’li kadınlar tek tek anayasadaki bu beş öğeyi gerileten ya da değiştirmeyen bir
anayasa tartışmasına karşı çıkar.

82 anayasası vatandaşlığı “erkek kardeşlerin” eşitliği kapsamında ele alan erkek egemen bir
anayasadır. Kadınları “anne, eş” kimliğiyle tanımlamakta ve kadınları çocuklar, yaşlılar, engellilerle de
dahil olmak üzere korunacaklar statüsüne indirgemektedir. Anayasada kadınların toplumsal
cinsiyetleri nedeniyle ezilmelerine değinilmemektedir.
SDP’li kadınlar anayasa tartışmalarında bu cinsiyetçiliği gözler önüne seren çalışmalar yanı sıra nasıl
bir anayasa noktasında kadınlar cephesinden talepleri aşağıdaki çerçevede geliştirir.
Hedef kadınları da kapsayan sözde değil gerçek anlamda demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir
anayasa olmalıdır. Anayasa cinsiyet, cinsel yönelim, medeni hal gibi nedenlerle her türden cinsiyet
ayrımcılığını yasaklamalı, kadınlara karşı suçlar kavramı oluşturulmalıdır. Kapitalizmin ekonomik,
politik ve toplumsal alanlarda kadınların cins olarak ezilmesi üzerinde kurulan özel alan ve kamusal
alan ayrımıyla kadınların emeklerine, bedenlerine ve kimliklerine el konulmasına dair cinsiyetçi
yaklaşımı anayasal düzenlemelerle geriletilmelidir. Kadınların toplumsal bir grup olarak ezilmişliği
gözetilmelidir.Anayasa, kadınların erkeklerle eşit yurttaşlar olabilmesinin koşulu olarak yurttaş
erkeklerin binlerce yıldır gaspettiği hakların kadınlar lehine eşitlenebilmesi için ekonomik, politik ve
toplumsal alanda her düzeyde pozitif ayrımcılık ve kota uygulanmasını içermelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir