Patriarkanın Kent Üzerindeki Etkileri

Esra

Mimari ürününün toplumsal ve fiziksel cinsiyet örüntüleriyle ilişkisini irdeleyecek olursak, tarihin ilk
mimari yazılı ürünlerinden günümüze kadın kimliğine yer verilmeyen bir tabloyla karşılaşmış oluruz.
İnsanlık tarihinin başladığı dönemlerde ilk yapı ustaları olarak görülen kadınlar, Kentsel Devrim
sonrası gerçekleşen toplumsal iş bölümüyle başlayan ardından teknolojinin zaman içerisinde
gelişmesi ve yapı oluşum sürecinin farklılaşmasıyla daha edilgen bir konuma itilmiştir. Bir erkek
egemen akıl ürünü olarak, kadınlar iç mekân ve konut mimarisine hapsedilmiştir. Çünkü ev “duygusal
mekân” olarak nitelendirilip kadına uygun görülürken “rekabete açık” olarak nitelendirilen dış mekân
ise erkeğin üretebileceği bir alan olarak görülmüştür. Bu durum gerek kent formlarında gerek yapı
formlarında etkisini açıkça göstermektedir. Nitekim az katlı, düzenli ahşap yapılardan boş buldukları
tüm alanlara bir virüs gibi saldırganca yayılan çok katlı beton yapılara böylelikle geçilmiş ve kent
siluetlerindeki korkunç değişimler karşımıza çıkmıştır.
Ana yerli toplumlarda, kadının kutsallığı tasarım girdisi olarak kullanışmış ve kutsal sayılan mezar,
tapınak gibi anıtsal yapılar kadın bedeninden izler taşıyarak inşa edilmiştir. Örneğin, ana yerli
toplumlarda kadının rahmini ve hamileliğin iç bükey görüntüsünü temsil eden dairesel biçimler anıtsal
yapı mimarisinde sıklıkla kullanılmıştır. Ölüm sonrası yaşamın tekrardan doğumla başlayacağına
inanan toplumlarda mezarlar rahim biçiminde inşa edilmiştir. Zaman içerisinde kadınların giderek
toplumsal statülerini kaybetmesiyle ve ana yerli toplumlardan ataerkil toplumlara geçişle birlikte
mimarinin görsel yüzünde de değişiklikler olmuştur. Konutlara, tapınaklara ilham olan kadın bedeni
artık bir tasarım girdisi olarak görülmemiş, mimari yapılarda gücü temsil eden erkek bedeni yer
almaya başlamıştır. Örneğin, Yunan Mimarisinde erkek bedeninin oranları esas alınarak, dış yapısı
erkeğin çıplak bedenine benzetilen ve şehrin tüm noktalarını görebilen kudretli tapınaklar inşa
edilmeye başlanmıştır. Erkeği mahveden, cennetten kovulmanın sorumlusu günahkâr kadın “Lanetli
Havva” figürleri mimari yapılarda görülmeye başlanmıştır.
Modern mimariye geçildiğinde ise, Kapitalizmin mekânsal örgütlenmesi olarak nitelendirebileceğimiz
duvarlarla çevrili, kentten soyutlanmış gökdelenler dikkat çekmektedir. Gökdelenleşme, insan
ilişkilerini anonimleştirmiş, böylelikle “bireyci” bir toplumun yaratılmasında önemli bir rol oynamıştır.
Aynı zamanda “erkek egemen toplum” yaşamının temelini daha da sağlamlaştırmıştır. Burada
karşımıza “fallik kültür” olgusu çıkmaktadır. Fallik kültür, kökeninde erkek cinsel organından çıkmış ve
erkek egemenliği simgelemektedir. Yüksek katlı yapılara geçiş ve bu yapıların yaygınlaşması sürecinde
de patriarkal kapitalizmin kent üzerindeki etkilerinin bir sonucu olarak bu kültürün etkisi görülmüştür.
Böylelikle patriarkanın mimarinin görsel yüzüne yansımasıyla yapılarda düşey bir değişim meydana
gelmiştir. Örneğin, erotik bir kent imajına sahip Paris’in simgesi olan Eiffel Kulesi, kentin erkek cinsel
organı olarak görülmektedir. Düşey mimaride kadın bedeni ise mitsel ve pornografik arzu
yorumlarıyla var olmaktadır. Örneğin, 20. yy’da inşa edilen Hon Katedrali’nde insanların giriş-
çıkışlarını gerçekleştirdikleri mekân planı vajina şeklinde tasarlanmıştır.

  1. yy’ın ortalarına kadar erkin gücünü temsil eden mimarlık, erkek egemen bir meslek olarak
    kalmıştır. Beden ve cinsiyet kavramlarının yapı estetiğine katkısı üzerine söz söyleme hakkı erkeklere
    ait olmuştur. Buna rağmen eril mimarlığın yükselme tutkusu ve dikeyleşmesine karşı, yatay ve eğimli
    çizgileriyle Zaha Hadid alternatif yeni bir üslup yaratmıştır. Dikeylik geleneğine meydan okuyan bu
    yatay çizgiler Zaha Hadid’in eşitlikçi yaklaşımını kapsayan mimari bir dildir. Patriarkanın arzuladığı

iktidar ve temsilleri erkek bedeninden üretilmeye devam ederken mimaride kadınların edilgen
pozisyondan sıyrılıp mimariyi özgün biçimlerde şekillendirmesiyle mekânsal formlarda yeni bir kadın
imajı inşa edilmeye başlamıştır. Toplumun kültürünü oluşturan öğelerin fiziksel yansıması olan
yapılarda, kullanılan formların ataerkil sınıflı toplumlara geçişle birlikte toplumun diğer tüm
alanlarında olduğu gibi kadını yok sayan, ikincilleştiren yapısından sıyrılması mimarideki erkek
egemen zihniyetin yok edilmesiyle mümkündür. Bu da bizlere, mimarideki kadın imajının önemini
göstermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir