Le Guin’e Bir Kadın Borçluyum

Ejderhaları, kadınları, rüyaları,

“başka bir dünya mümkün”leri anlatan

bir kadından söz etmek istiyorum:

Ursula K. Le Guin!

Yolun yarısına kadar yaptığım okumalarda yazarları ikiye ayırdım: Yazmak için yaşayanlar ve yaşatmak için yazanlar. Sanırım benim için Le Guin, yaşatmak için yazanlardan. Bunu da en çok Yerdeniz serisinde hissettim. Hikâyeye Yerdeniz serisinin kahramanı Ged’i bize tanıtarak başlıyor ve tabii bunu sihirli, eşsiz bir dille yapıyor. Fantastik bir dünyayı, bizi dünyanın gerçeğinden koparmadan ve aynı zamanda hayal gücümüzün sınırlarını zorlayarak günümüze dâhil ediyor. Seri boyunca bir çocuğun büyümesini ve insanın hayatında karşı karşıya kaldığı zorluklarla mücadelesindeki savaşlardan nasıl çıktığını kadim bir dille, bizlere milyon tane ders vererek ama asla dikte etmeden anlatıyor.

Ged Ve Tenar

İnsan kendini var etmeye başladığı andan itibaren birtakım güçlerinin farkına varır. İnsan olmak ise bu güçleri hayatına nasıl yaydığında saklıdır. Gerçekten güçlü olan insan ve gerçekten güçlü savaşçılar “savaş baltalarını toprağa gömebilenlerdir”. Buna hep inandım. Biz, Ged’in kimselere nail olmayan gücüyle neler yapacağını soluk soluğa okurken aniden ikinci kitapta karşımıza altı yaşındayken ailesinden alınmış bir isimsiz olan Tenar çıkıyor Atuan mezarlarının derin karanlığından.

Le Guin, hem anarşist hem de feminist bir kadın yazar olarak cinsellikle, aşkla, erk ve erkek zihniyetle ilgili sınavlarını belki de Tenar aracılığıyla anlatıyor bize. Hikâyemiz yaşamda da inandığım gibi “insanın kaderi insandadır” şekline bürünmeye başlıyor. Egemen sınıfla kavgasını ömrüne ve kitaplarına nakış gibi işleyen sevgili yazarımız, Atuan mezarlarının karanlığından kurtulan genç kadın Tenar’la aslında bir kadının zincirlerini kırmasının dünyayı nasıl değiştireceğini haykırıyor okurlarına.

Fakat Hikâye Bir Aşk Hikâyesi Sanılmasın

Ged ve Tenar’ın kaderlerini birbirlerinde bulmaları onların birey olarak özgürlükleri ve yalnızlıkları yıkılan, birlikte büyürken birbirine kapanan iki insanın hikâyesi haline dönüşmüyor. Ve bunu öyle sakin anlatıyor ki yazarımız, alışılagelmiş aşk kavramını da devirip geçiyor. Kahramanlarımız büyümeye giden yolda kendi hayatlarıyla sınavlarını verirken üçüncü kitapta ölüm ve ego ile savaş başlıyor. Yaşam ne kadar varsa ölüm de o kadar var. En uzak sahile sürüklenen hikâyemizde Le Guin, ustalıkla ölüm korkusu ve egomuza sesleniyor. “Kendinizle hesaplaşın!” mesajını verirken üstten bir dil ya da yıkıcılıkla kurmuyor hikâyesini. Aynaya baktığımızda gördüğümüz yansımaya daha derin bakmaya zorluyor bizi. Bir anda kitabın elinizden düşmesi ve “Ben kimim? Korkularımla yüzleşmeden ben, ben olabilir miyim?” sorularıyla uzun süre yalnız kalmanız olası. En uzak sahilin en sonunda biten kovalamacada Ged, kovaladığı ya da belki de kaçtığı Gebbet’in kendi olması gerçeğiyle yüzleşirken hikâye bitti sanıyoruz çünkü insana dair tüm düğümler üçüncü kitapta teker teker çözülüyor. Ama hayır…

Tehanu Geliyor

Le Guin, yaşamın ve onun pervasızca tüketilirken kadının hiç edilmesine bir çığlık olarak dördüncü kitapta –bence okuması en zor kitap- Tehanu’yu sokuyor hikâyemize. Tehanu, dünyanın tüm kadınlarına yapılmak istenen gibi yakılmak, yok edilmek istenen, güzelliği ait kılınmadığı sürece çirkinlikle yaftalananın ete kemiğe bürünmüş hali olarak çıkıyor karşımıza. Tehanu, yazarımızın erkek dünyasına küsmeden erkek dünyasının o yüksek sesinin ortasında kadın varlığının ne kadar sağlam, ne kadar vakur ve ne kadar yakılamaz olduğunu çok net anlatıyor bize. Ve sevgiyi sokmuyor gözümüze, sevgi yüzünden ayılıp bayılmaları da. Sevginin ne kadar gerçek kılınabileceğinin ölçütünün estetik veya giydirilmiş kalıplarla olmadığını anlatıyor sakince. Kadınlarla ejderhaları yazın hayatı boyunca kucak kucağa tutan yazarımız, “Neden ejderhalar?” sorusunu serinin başından beri direkt bir dille anlatmasa da Tehanu ile anlatıyor aslında; kadın ateş dilli, sıcak, güçlü, kadim ve tüketilmeye çalışılan. Kitap zor okunsa da okuyanbir kadınsa sanırım son sayfadan sonra kendini daha değerli hissediyor.

Ged Ve Tenar Geri Dönüyor

Tam sona erdi diye düşünürken 10 yıl sonra Öteki Rüzgâr’la hikâyemiz, bütün öteki çocuklar büyümelerini doğru tamamlayabilsin diye geri dönüp muhteşem bir şekilde bitiyor. Sırası gelmişken Öteki Rüzgâr’a ilişkin bir anımı paylaşmak istiyorum. Dörtlemeyi okuduktan sonra büyümenin en güzel hikâyesini 18 yaşımda elden ele yaymışken bir gün Adana’dan Mersin’e trenle dönüyordum. O dönem Cumhuriyet kitap ekinde uzun ama upuzun bir ejderha kuyruğu gördüm. Kuyruğu gördüğüm anda kalbim hızla çarpmaya başladı. Ged ve Tenar geri dönmüştü. Yazar ve kitap adı yoktu, sadece büyük bir puntoyla yüksekten uçan bir ejderhanın soluğunun altında, “Büyü devam ediyor” yazıyordu. Evet, koşarak Mersin’in kitapçılarından birine girdim. Param eksikti ama kitapçı, heyecanımı ve param yetmeyince üzüntümü görünce, “Al lütfen. Çarşıya indiğinde uğrar, eksiğini tamamlarsın,” dedi. Reddedemedim. Ve soluk soluğa Ged’in ve Tenar’ın, Tehanu’nun hikâyesinin inanılmaz bir sadelikle nasıl bittiğini, edebiyatın, hayal gücünün nasıl bir mucize olduğunu sindirmeye koyuldum. O kocaman, görkemli ve güçlü karakterlerin toprağa dönüşünü, sadeliği, sevgiyi, güveni büyüttüğünü, tüm egolardan arınıp bir marul yaprağını nasıl yeşerttiğini öğrenirken büyümemizi de tamamlamış hissediyoruz. En azından bana olan bu. Bu sebeple de ben yıllardır çok sevdiğim insanlara, çocuklara, büyümenin de mucize olduğunu bir tek ben bilmeyeyim diye hep bu seriyi hediye ederim. Büyümekle, kendimle, kadınlığımla barışmamın manifestosu olan bu kitabı siz de sevin, herkes sevsin istiyorum. Zor günlerdeyiz. Sevgisiz, nefretle beslenen günlerde. Taraf olmaya zorlandığımız, ölümle burun buruna yaşadığımız günlerde. Bu karanlığı ancak hayal gücümüzü koruyup sevgimizi derinleştirip özgürleştirerek, okuyarak delip geçebiliriz. Ben Le Guin’e bir kadın borçluyum. Karanlıkla baş etmeyi, kendini var etmeyi bilen bir kadın. Severek okumanız ümidiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir