İstanbul Sözleşmesi’nden Neden Vazgeçemeyiz?

Nahide Opuz 1995 yılında evlendikten kısa süre sonra sistematik şiddete maruz kalmaya başladı. Darp, bıçakla yaralama, öldürmeye teşebbüs suçları sebebiyle birçok kez savcılığa suç duyurularında bulundu Nahide. Delil yetersizliği nedeniyle sonuçsuz kalan soruşturmalar, kısa süreli hapis veya az miktardaki adli para cezaları, yeterli önlemlerin alınmaması sonucu; şiddeti durdurmak bir yana artarak gelişinin de önü açılmış oldu bir anlamda. 2002 yılında şiddet, tehdit ve hakaretlere daha fazla dayanamayan Nahide, annesi ve çocukları ile kaçmak isterken; eski eşi tarafından önleri kesildi, Nahide’nin annesi öldürüldü. Katil müebbet hapse mahkum edildi ancak yargılama sürerken 2008 yılında tahliye edildi. Bunun üzerine Nahide AİHM’ne başvurarak yaşam hakkı ve kötü muamelenin engellenmesi haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek yetkili organlardan davacı oldu. Defalarca kez şikayet etmesine rağmen kendisini ve annesini koruyamayan devletten şikayetçi oldu bu kez. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkı, kötü muamelenin önlenmesi ve ayrımcılıkla ilgili hükümlerinin ihlal edildiğine; devletin can güvenliğini korumada pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar verdi. Bu dava ile “aile içi şiddet”, ilk kez “kadına karşı ayrımcılık” olarak değerlendirildi. Tabi yer yerinden oynadı. Dönemin siyasetçileri “Herkesin başına bir koruma dikemeyiz” şeklinde açıklamalar yaptı, dava sürecinde savunmanlar “Aile içi konulara karışmayız” demişlerdi. Ağzını açan bir öncekinden daha kötü beyanlarda buluna dursun Türkiye, kadına yönelik şiddet ile ilgili bir davada tazminat ödemeye mahkum edilen ilk ülke oldu. Ve işte o dava İstanbul Sözleşmesi’nin temelini attı. Sözleşmeyi imzalayan ilk ülke olmakla övünülse de, aklımızda asıl “ilk”i unutmadan, Nahide Opuz’un mücadelesini selamlayarak başlayalım…

***

1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi şiddet tanımını genişletiyor ve sadece fiziksel değil; psikolojik, ekonomik, cinsel şiddeti de içine alacak şekilde bir şiddet tarifi yapıyor. Aile içi şiddet üzerinde durarak, “özel alan” tartışmasına kesin biçimde son veriyor. Sözleşmenin önemli düzenlemelerinden biri de barış zamanında ve silahlı çatışma halinde de geçerli olması. Sözleşme ile amaçlanan; şiddetin oluşmasına izin vermeden gerekli tedbirleri almak, kadını her türlü şiddetten korumak, şiddet gerçeklemişse etkin bir soruşturma ve kovuşturma süreci ile şiddetin failine yaptırım uygulamak, kolluk ve diğer ilgili tüm birimlerin eşgüdümlü çalışarak şiddeti önlemesini sağlamak ve son olarak kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda politikalar üretilmesini sağlamak. Sözleşmenin; toplumsal cinsiyet konusundaki tanımlaması, her türlü ayrımcılık ve kötü muameleyi yasaklaması, 18 yaşından küçük çocuklar için de uygulanabilir olması dikkat çeken ilkeleri arasında yer alıyor.

Dikkat edersek, uzun yıllardır kadın örgütleri tarafından mücadelesi yürütülen, gün be gün kazanımlarla sonuçlanan bu ilkeler, Türkiye’nin taraf olduğu ve uluslar arası bağlayıcılığı bulunan bir sözleşme ile hüküm altında olmasına rağmen şiddet, cinayet haberlerinde hiçbir gerileme göremiyoruz. Sözleşme imzalandığından bu yana her ay onlarca kadın katledildi, şiddetten korunmak isteyen yüzlerce binlerce kadın karakol kapılarından elleri boş döndü, sığınma evlerinin yetersizliği nedeniyle bir çok kadın çaresiz şiddet gördüğü eve dönmek zorunda kaldı. Günün birinde hayatımızda giren bir sözleşmenin sihirli değnek gibi her şeyi bir anda çözmesini bekleyemeyiz şüphesiz; sözleşme kanunlarla desteklenip, uygulayıcıları eğitilip, etkin şekilde uygulanabilir olduğunda hayatımıza dokunacak ve gerçek değişimleri o zaman göreceğiz. Nahide’yi anarak başladık, Hanime’yi anarak bitirelim. Hanime Aslan, eski kocasının azmettirmesi sonucu oğlu tarafından öldürüldü. Adliye kapısının önünde, yanında koruma polisi ile birlikte… Katiller her ikisini de öldürdüler. Konuya sadece şiddet mağdurunu ‘korumak’ olarak bakmak yerine; şiddet faili cezalandırılsa idi, adım adım peşinde olabilecek cüreti bulmasaydı Hanime yaşıyor olacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir