Gerçek Adalet/ Gökyüzünün ve Yeryüzünün Tamamı İçin

Gamze

Uzun soluklu mücadelemizde hep en çok duyulan sloganımız oldu “Erkek adalet değil, gerçek adalet”.
Her gün en az bir kız kardeşimizin katledilişine şahit olurken, her gün erkeklerin (eş, baba, hoca, polis,
akraba veya herhangi bir erkek) cinsel saldırısına uğruyorken, yargının ortaklığı artık tartışmasız
şekilde ortada. Erkek-devletin bizi ‘koruyamadığı’ gibi bize saldıranları yargılayamadığını da çok iyi
biliyoruz. Aslında tersinden bizi yargıladığını da en az onun kadar iyi biliyoruz. İşte bu yüzden gerçek
adalet sözünü belki de en anlamlı olduğu bu süreçte tekrar tekrar söylüyoruz. Gerçek adaleti
eylemlerimizle inşa etmeye çalışıyoruz.

Erkek-Devlette Adalet(sizlik)/ Kadınlara Ölüm ya da Sessizlik

Adalet, kimler egemense onların çıkarlarına hizmet etmiştir. Yasalar, yönetmelikler, yürütmelikler
iktidar olanın lehine uygulanmıştır. En başta bunu bilerek sözümüze başlıyoruz. Ki adalet eşitliğinin
olmadığı bir düzen de, egemenin sopasından başka bir şey değildir. Üzerinde yaşadığımız topraklar ve
hatta bütün bir yerküre patriyarkal kapitalist sistemlerle yönetilmektedir. Bu yaşamın her alanında
görülmektedir. Bedenimiz tahakküm altına alınmakta, emeğimiz hem patronlar hem de erkekler
tarafından çifte sömürülmekte, kimliğimiz ötelenmekte ve yok sayılmaktadır. Toplumsal cinsiyet
normlarının en belirgin çizgilerle belirlendiği, iş bölümünün var olduğu ancak kadınların aleyhine
işlediği bu toplumsal dizaynda, adaleti nereden tartışırsak elimizde kalıyor. Son yaşadığımız sürece
buradan bakacak olursak; katil, tecavüzcü-tacizci, çocukları istismarcısı erkeklerin mahkeme
salonlarında deyim yerindeyse alkışlanması bizi bir hayli öfkelendirse de şaşırtmıyor. Bundandır ki
erkeklerin saldırısına uğrayan kadınlar çareyi hukukta değil kadınların adalet mücadelesinde arıyorlar.
Kısa zamanda ne çok arttı “….. için adalet” söylemi. Adlarımız ardına yazılan adalet istemi, erkek-
devletin hukukunu gözler önüne seriyor. Nazan Dedeoğlu, ‘sevgilisi’ olduğu erkek tarafından şiddet
gördüğü bir gece, köprüden düşerek öldü. Ya da öldürüldü diyebiliriz. Savcılık o gece uygulanan
şiddeti araştırmamakta ısrarcı. Nazan Dedeoğlu için adalet arayışı sürüyor. Yine İzmir’de iki kız kardeş
Fatma Akta ve Habibe Çevik, bir erkek tarafından vurularak katledildiler. Ailesi Fatma ve Habibe için
adalet mücadelesi yürütüyor. Uzunca bir liste çıkarabiliriz; Sümeyye, Derya, Kübra, Aysun İÇİN
ADALET! Hem katledilmiş hem de henüz katledilememiş ancak hali hazırda katledilmemek için
mücadele eden tüm kadınlar adalet arayışında.
Yine son dönemde, sıkıştıkça kadın kazanımlarına saldırmayı destur edinmiş AKP-MHP iktidarı nafaka
hakkımızdan tutalım; İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasına, 6284 sayılı yasayı uygulamaya elimizde
biraz olsun ‘yaşamak’ için kazandıklarımıza göz dikiyorlar. Şule Çet davasında karşı karşıya
kaldıklarımız, Fatma Şengül’ün katiline verilen ceza… Adalet erkekler için kollarını sıvıyor. Hatta mahkemede
sorulan “Orada ne işi varmış?” vb sorularla, “İçkiliymiş!” vb söylemlerle her defasında yargılanan
bizim bedenimiz, yaşamlarımız oluyor. Erkek adalet bize “hayat dersi” veriyor. Öldürülen, cinsel
saldırıya uğrayan biz iken bunun suçlusu da yine biz oluyoruz. Ölmek istemiyorum çığlıklarımız her
sokakta yankılanıyor. Katledilişimiz bu kadar vahşileşmişken bile erkeklerin haz nesnesi olmaktan
kurtulamıyoruz. Bazen cinnet geçiren bir baba, bazen namusunu kurtaran bir abi, bazen işsizlikten
boğazına kadar borç batağına batmış bir koca ya da yolda yürüyen ve tahrik ettiğimiz (!) herhangi bir
erkeğin hedefi oluyoruz. Hepsinin sunduğu gerekçeler yargı tarafından ağır tahrik indirimlerinin, iyi
hal indirimlerinin, takdir indirimlerinin sebebi oluyor. Fakat bizler için yargı tam tersi işliyor. Ola ki

sana tecavüz eden, öldürmeye çalışan erkeğe en ufak bir öz savunma uygula, en ağır cezalar devletin
adalet saraylarında seni bekliyor. Adalet, kocaman bir saray… Dahası asla değil. İşte bir sarayın içine
gömülmüş adaletin, erkek adaletin, kabulü yok kadınlarda. O yüzden her mahkeme sonrası bir kez
daha tescillenen erkekliğin yargı yüzünü, erkek egemenliğin karşına dikilerek vurguluyoruz. Son
sloganımız hep “Yaşasın kadın dayanışması” oluyor. Çünkü bu erkek adaletten kurtuluşun yolunun
kadın kurtuluş mücadelesinden geçtiğini çok iyi biliyoruz.

Kadınların Kurtuluşu için; Gerçek Adalet
Adalet ancak eşitlikle mümkün. O zaman bizim gerçek adaletimiz en başta toplumsal cinsiyet
eşitliğinin sağlanması, iş bölümünün ve kadınların aleyhine her türlü düzenlemenin ortadan
kaldırılması ile sağlanır. Yani patriyarkal kapitalizmden ve onun tüm kalıntılarından kurtularak adaleti
sağlayabiliriz. Tabi, daha mikro ele alacağız konuyu. Hali hazırda var olan erkek egemenliğin bize
yönelik saldırılarında adalet nasıl işlemeli? Bütün bu güvensizliklerimizin yanında, hatırlatmaktan
vazgeçmiyoruz; eğer yargı, kadın katliamlarına karşı ve katilleri yargılıyor ise 6284 sayılı yasayı
uygulamak zorundadır! Her ne kadar bu haliyle yetersiz olsa da İstanbul Sözleşmesini feshetmeye
çalışmak yerine hayata geçirmek durumundadır. Zaten çok cüzi miktarlara düşürülen nafaka hakkına
dokunmamalıdır, nafaka hakkını gasp ederek kadınları eve hapsetmeye çalışmamalıdır. Çocukları
istismar eden erkekleri affetmemelidir. Ki bütün bunları yalnızca hatırlatmaktan değil mücadele
etmekten de vazgeçmiyoruz. Her ne kadar bu sistem içerisinden kazandığımız her hak yeniden
kaybedilmeye çok açık haklar olsa da, erkek-devletten bu sistemde de bizim olanın en fazlasını
almakta ısrarcıyız. Ta ki onu tamamen yıkana dek. Kadınlar lehine erkek-devlette açabildiğimiz en
büyük gediği açmaya çabalayacağız. Daha fazla kadının ölmemesi için, daha fazla tacize, tecavüze
maruz kalmamak için, daha fazla çocuğun istismara uğramaması için tüm bu haklarımızın ve
mücadelemizin ne kadar hayati bir yer tuttuğunu biliyoruz.
Tüm bunlar için kadınların birleşik mücadelesinin etkisinin olağanca genişlemesi, gerçek adalet
mücadelemizin en önemli noktasıdır. Öte yandan yalnızca davalara sıkışmayan bir gerçek adalet
mücadelesine ihtiyacımız var. Bu anlamda kadınların özne olarak kurduğu mekanizmalar, mevcut
erkek yargının tüm işleyişlerini alt-üst eden bir tarzla, süreci kadınların lehine sonuçlandıracak önemli
bir dinamik oluşturacaktır. Belki buraya bir kavram iliştirebiliriz; “Örgütlü savunma mekanizmaları”.
Her ne kadar uzak bir gelecekte mümkün gibi görünse de biz kadınların buna olan ihtiyacı ve
kadınların özne olma potansiyeli yazıya kendini dayatıyor. Değinmeden geçemiyoruz. Kendi
mahallelerinde, karakolun serbest bıraktığı erkeğe karşı birliktelik kuran kadınları, kendi adaletleriyle
yargılayan kadınları söylemeden gerçek adaleti tartışamıyoruz. Her hareket merkezileştiği oranda
hedefine yakınlaşıyor. Bu yüzden birleşik zeminde merkezi bir perspektifle ama yaşamın tüm
hücrelerinde, kadınların her anına yansıyan bir örgütlenmeyi sağlamak gerçek adalet mücadelesidir.
Erkek-devletin bize yöneldiği her mekânda ve zamanda tüm gücümüzle bunu başarabiliriz. Bizlerin
ortak derdi erkek adalet. Yargı anlayışına karşı kadınların mücadelesi, kazanmaya hiç olmadığı kadar
elverişli bir süreç yaşıyor. Türkiye’de kadınların her direnişi bunu başarmanın mümkünlüğünü
gösteriyor. İşte biz de kadın kurtuluş mücadelesini yürüten kadınlar olarak, diğer tüm öznelerle -yani
tüm kadınlarla birlikte- yanyana daha güçlü olduğumuz bütün zeminleri büyütmeyi kendimize görev
biliyoruz.
Erkek Adalet değil Gerçek Adalet!
Yaşasın Kadınların Kurtuluşu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir