Erkeklik Korona’dan Kadınlar Hepsinden Daha Güçlü!

Hızlıca normalleşme ilan edilen bir pandemi sürecinden, yeniden covidin tırmanışa geçtiği, yeni normalin hızlıca tükendiği bir dönemdeyiz. Yıllardır kapatıldığımız evlere pandemi gerekçe kılınarak kapatıldık, üstümüzdeki, adeta bir yarışa dönüştürülen temizlik baskısı pandemi sebebiyle ayyuka çıktı. Zaten çifte sömürüyle iki katı çalıştırıldığımız işlerde şimdi de aynı anda eve yemek hazırlayıp, çocukların üstünü giydirip, bilgisayardan bürolara bağlanmaya başladık. Patriyarkal-kapitalizm, covid-19’a karşı sürü bağışıklığı ilan ederken, ev-içi piyasa ayırt etmeksizin emeğimiz üzerinden sefaleti daha da derinleştiriip, patriyarka kendini daha da güçlendirirken; tüm dünyada erkek-egemen politikalardaki saldırılar da, sermayenin kasası da hiç ulaşamadığı boyutlara ulaştı. Pandemi döneminde işten çıkarılan, sefalet ücreti adı verilen 1700 lirayla yaşamaya mahkum edilen en çok kadınlar oldu. 

Türkiye’ye Baktığımızda İse;
Covid-19 salgını sebebiyle karantina uygulanan Çin, Amerika, İtalya gibi ülkelerden erkek şiddetinin en az üç kat attığı, ayrıca şiddet biçimlerinin pandemiyle birlikte çeşitlendiğini gördük. Örneğin Amerika’da erkeklerin kadınlara pandemi sürecince evden atmakla tehdit ettiği en temel örneklerden biriydi. Türkiye’de kısmi karantina sürecinde bu bilgilerin bilinmesine rağmen erkek şiddetine önlem almak bir yana, erkeklere verilen devlet desteğini arttırmak oldu. Yani AKP-MHP iktidarının ilk yaptığı pandemide kadınları korumak değil, pandemi bahanesiyle erkek egemen politikalarını uygulamak oldu. Pandemi de AKP için yeni “lütuf” olarak görüldü. Hakim ve Savcılar Kurulu(HSK) kadınların en önemli güvencesi olan 6284 sayılı Kanunun en önemli maddelerinden biri olan koruma ve uzaklaştırma kararlarında, şiddet uygulayan erkeğin evden uzaklaştırılmasını zorlaştırdı. Zaten ALO 183 Şiddet hattına ulaşımın oldukça zor olduğu, pek çok çalışanın erkek olduğu ve kadın beyanın esasıyla hareket etmek bir yana şiddet uygulayan erkekle uzlaşıyı, sabrı teskin ettiği, polislerin İstanbul Sözleşmesi’nin açık hükmü olan koruma tedbiri almama noktasında ayak direttiği bir düzlemde HSK’nın bu kararıyla  erkeklere “siz şiddet uygulayın, biz sizi koruruz” mesajı vermiş oldu.
Ayrıca korona sebebiyle tutsakların yaşam hakkını korumak için çıkarılan infaz düzenlemesinde önce siyasi suçlar kapsam dışı bırakıldı,  hatta infazlarında arttırıma gidildi; kadınlara şiddet uygulayanların, katledenlerin cezaevinden erken çıkmasını sağlandı. Hapishaneden salıverilen şiddet faillerinin nasıl denetleneceğini, hele salgın sürecinde kadınların güvenliğinin nasıl sağlanacağına dair herhangi bir plan geliştirilmezken; İstanbul Sözleşmesi’nin 56. maddesi, yani şiddet failli erkeklerin,  şiddet uyguladıkları kadınlara bildirimi ise uygulanmadı. Pek çok kadın yine açık bir şekilde erkek-devlet eliyle katledildi. Halbuki kadınların, feministlerin defaatle uyarmasına rağmen AKP milletvekili Özlem Zengin , kadın katilleri salınıyor uyarısını “gerçeği bükmek” olarak değerlendirmişti.
Bütün bunların yanı sıra, AKP-MHP erkek iktidarının kadınlara saldırısı hız kesmedi. İstanbul Sözleşmesi’ni hedefe koyan AKP iktidarı sözleşmeden çekilmeyi tartıştırarak, erkekleri şiddet noktasında daha da cesaretlendirmenin, ayrıca polis ve yargıya da cezasızlık politikasını daha da katmerlendirmesi noktasında net bir mesaj vermiş oldu. 
Pandemi döneminde eğer işçi değilsek ancak mesafelenme hakkını bulduğumuz bu süreçte, evde duran kadınların da emek sömürüsünün içinde olduğu açık bir gerçek. Gerek evli olduğu erkekler, sevgililer gerekse de aynı evi paylaştıkları babalar, ağabeyler tarafından uygulanan erkek şiddetinin yanında; evin bütün işinin 7/24 hiç bitmeyen bir biçimde kadınların üstüne kaldığı, çocukların eğitiminden, bakımına, varsa yaşlı bakımına, bütün temizlik vb işlerine kadar bütün gün evde başlarında adeta bir “patron” edasıyla direktif veren erkeklerle yaşadılar. Geçtiğimiz Nisan da sokağı çıkma uygulamasını delen erkeklerin en çok söylediği cümle şuydu: “Evde kalalım da bulaşık mı yıkayalım, temizlik mi yapalım?!” Kadına tanımlanan annelik/eş görevi pandemi döneminde verilen izinlerde de kendini göstermeye devam etti. Çalışan kadınlar, küçük çocukları varsa, yani annelerse evden esnek çalışmaya alınırken; aynı durum babalar için geçerli olmadı. Eşit ebeveyn tanımı yerine ev/çocuk kadınla ilişkilenmeye devam edilerek, özel/kamusal bütün resmi genelgeler annelik kültü üzerinden kendini kurmaya devam etti. 
Aynı şekilde bu kültün bir devamı olarak, koronayla işçiler üzerinde etkisini gösteren ama sermayeyi büyüten kriz, patriyarka ile ortaklığını devam ettirerek ilk işsiz bırakılan kadınlar oldu. Şu an Türkiye’de  kadın işsizlik oranı yüzde 45,3 (5 milyon 219 bin) iken genç işsizlerin %65’i kadınlardan oluşuyor. 
 Korona’da da Kadınlar Birlikte Güçlü

Bütün bu süreç boyunca, erkek-devletin en büyük temsilcisi AKP’ye karşı kadınlar Türkiye’de sokakları bırakmadı. Pek çok kadın, feminist örgütü, bağımsız feministin içinde yer aldığı Korona’da da Kadınlar Birlikte Güçlü çağrısıyla, sosyal medyadan sokağa pek çok ilde eylemler yapıldı. Ardından İstanbul Sözleşmesi’ne gelen saldırıya karşı “Haklarımızdan ve Hayatlarımızdan Vazgeçmiyoruz/İstanbul Sözleşmesini Uygula!” kampanyasıyla pandemiye rağmen binlerce kadın sokaklarda, mahallelerden kent meydanlarına pek çok eylem örgütleyerek AKP’ye bu kararı da geri aldırttı.
Güney Amerika’dan, Polonya’ya, Lübnan’dan İran’a… Dünya’da neredeyse her kıtada, 40’tan fazla ülkede aynı anda isyandaydık, isyandayız. Özgürlüğümüze, eşitliği geri alana, sömürüye son verene kadar mücadelede olmaya devam edeceğiz. 
Unutmayalım birlikteysek güçlüyüz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir