Biz Kadınlar Birlikte Kazandık, Bu Çağı da Birlikte Kadın Yüzyılı İlan Edeceğiz!

• KONDA araştırma şirketinin her beş yılda bir yaptığı barometresi Ağustos 2020 tarihinde açıklanmış ve bu barometrenin konusu İstanbul Sözleşmesi ile birlikte, kadınlara karşı işlenen suçlarla, toplumdaki cinsiyetçiliğin dönüşümü üzerine olmuştur. Ağustos 2020 barometresi, beş yıl önceki araştırma sonuçlarına göre  aynı sorulara verilen cevaplarda oldukça ciddi kazanımlar olduğunu göstermiş, biz kadınların özellikle beden, kimlik noktasında toplumsal anlamda kazanım elde ettiğimizi göstermiştir. Muhakkak ki bütün bu kazanım, son beş yıl faşizm döneminde kadınlar üzerinde ivmelendirilerek artan; feminist, muhalif, sosyalist, Kürt, Alevi… bütün kadınların geri adım atmadan sokağın,yaşamın her alanına ördükleri mücadeleyle ve temelde de bizi çeşitli sıfatlamalarla ayırmaya çalışan erkek-devletin ayrıştırıcı, rekabetçi politikalarına karşı BİRLEŞİK kadın kurtuluş mücadelesinin örülmesiyle başarılmıştır. Fakat bütün bu kazanımlarımız; sadece beş yılımızın ya da tek bir yapının, tek bir kadının emeğinin ürünü olmadığı gibi; hepimizin emeğinin, birlikteliklerimizin, omuzdaşlığımızın sonucunda kazanılmışsa; aynı şekilde yıllarımızın, tarihimizin ve dünyanın her bir noktasında birbirine umut olan, cesaret veren, izlerini takip eden özellikle ve kendini adeta bir kadın enternasyoneli gibi 2019 yılında taçlandıran yüzyıllık mücadelemizin sonucundadır. İçimizdeki bütün ihtilaflara, ideolojik çatışmalara rağmen birbirimizin elini, zaman ve mekan mefhumunun sınırlarına takılmadan tutan aşkın kadın mücadelemizin sonucudur.

  • Yok sayılan, yazılmayan, inkar edilen, tahrif edilene inat : bir TARİHİMİZ var bizim. Bugün de yürüttüğümüz mücadeleyi,  kesintisiz bir biçimde birbirine güç veren, taşıyan, kefaretini arayan, intikamını alan, hesabını soran,akan o tarihimizin içinden okuyoruz. Amazonlar, Cadılar, şifacılar, Kibele-Medusa-İştar’lar, Şahmeranlar, fahişeler, kadın duvar ustaları, Peru’da işgale karşı denizlere açılanlar, tohumlarını saçlarında taşıyanlar, efendilerini zehirleyenler, kendi çocuklarını öldürmek durumunda kalanlar, Gece Kuşları, Zenotdeller, Sufrajetler, “onur” içinde gökkuşağıyla, mavili pembeli bayraklarına sarılarak yürüyenler, mor iğneciler, jineologlar, hevaller, fabrikaları kilitleyenler, compañera’lar, mor ateş kuşları, hepsi kesintisiz bir biçimde şu anımızda yaşıyor, geleceğimizi kuruyor. Bugün ulaştığımız, bu çağı kadın yüzyılı yapmaya aday işte bu gücün kendisi.

• Biz kadınlar şifacılığımızı, doğayla konuşan o kadın lisanımızı, bilgeliği nesilden nesile aktırmamız gibi, direnmenin sanatını da biriktirdiğimiz birleşik kadın gücümüzle kazanıyoruz. Her bir sözümüzde, her bir tartışmamızda, attığımız taşta, kırdığımız zincirde birbirine kenetlenen kadın dayanışmasına sırtımızı dayıyoruz.  Engizisyona rağmen cadılıktaki inadımız;Peru’da sadece işgalci erkeklerle değil onlarla işbirliğinde olan “içimizdeki” olan Perulu erkeklere karşı olan öfkemize, aç kalmamak için saçlarımızı adeta toprak gibi tohuma yuva yapmamıza, efendileri-mizi zehirleyen siyah özsavunma gücümüze; Meksika’da Anayasa Mahkemesi’inden sonra İnsan Hakları Merkezi’ni de kadınların kılan feminist zorumuza; İran’da mollalara kırbaç olan saçlarımıza, Şili’de Pinochet’i, doğduğu  Ulusal stadyuma gömen dansımız; küçücük bir topraktan bütün dünyaya devrimi ilan eden, bu çağın mor meşalesini dolaştıran Kürt ve enternasyonal kadınlara…O kadar çok ve her gün yeniden yazılıyor ki tarihimiz.Hangi birinin İstanbul’da, Mersin’de, İzmir’de, Amed’de, Şırnak’ta attığımız adımda olmadığını söyleyebiliriz. İşte bütün bu ruhla bu sokaklardaki adımlarımızı kuruyoruz. 

• Bu tarihi inkar etmek nasıl kendimizi inkar etmekse; aynı şekilde son beş yılda ağır saldırı, kuşatma altında yarattığımız toplumsal dönüşümde birleşik kadın mücadelemizin gücünü inkar etmek de köksüz, yavan, olanca biçimiyle eril bir değerlendirmedir. Erkekler bizi yeterince inkar etti, bize düşen dayanışmayı büyütmektir.

Peki Bütün Bu Tarihle Birlikte, Bugün Konda Araştırma Şirketi’nin Açıkladığı Sonuçlara Bu Topraklardan Nasıl Ulaştık? 

Kadınlar, kadınlar!… ‘Hukuk verilmez alınır’ diyorlar. Biz kadınlar da hukuk-ı tabiiye ve medeniyetimizi isteyelim, vermezlerse biz de cebren alalım. Yaşasın hürriyet!”

• Osmanlı’da feminizmin, feminist yazınların, örgütlenmelerin de fabrikalarda çalışan işçi kadınların isyanlarının ve grevlerinin de oldukça yaygın ve güçlü olduğunu görebiliriz. 1908-1923 yılları arasında 40’dan fazla kadın örgütü kurulmuş, 27 adet kadın dergi ve gazetesi çıkartılmıştır. Kadın hareketinin çalışması sonucunda 1917’de çok eşliliğe sınırlama getiren kanun çıkartılmış, ayrıca kadınların seçme-seçilme hakkı tartıştırılmaya başlanmıştır. Tarihin anlattığı gibi, haklarımız bize lutfedilmemiştir. Üstelik tüm bu hareket tekçi okumanın çok ötesinde yani sadece Müslüman-Türk kadın hareketi olarak değil; Kürt, özellikle yazın dünyasında Ermeni ve bu hareketler içinde yer alan takip eden Rum kadınların da aktif katılımları, kendi örgütlenmeleri ile de birleşik bir şekilde ilerlemiştir. Hayganuş Mark’ın “Eğer bir bayrak altında yaşayacaksam bu sadece kadınlık bayrağı olabilir” sözü, dönemi anlatmada oldukça önemlidir.Demet, Kadınlar Dünyası, Hanımlara Mahsus Dergi’den Türk Kadınlar Derneği’nin yanında; Kürt Kadın Teali Cemiyeti, Ermeni kadın edebiyatçıların çıkardığı Gitar’dan Türkiye kadın hareketinin en uzun soluklu dergisi olan Hay Gin’le bu dönemde çok temel tartışmalar yürütülmüş ve Erken Cumhuriyet döneminde “Türk” kadınlarıyla sınırlı olsa da kazanılmış pek çok hak, bu birleşik, bakışımlı mücadele ile kazanılmıştır. Aynı şekilde kadın hareketi yine sınır tanımamış, Avrupa’daki Sufrajetler sık sık bu yazınlarda anılmıştır.

• Ayrıca kadın işçiler de bu dönemde oldukça aktiflerdir. 1872-1907 yılları arasında gerçekleşen 50 grevin 9’u kadınların çalıştığı işkollarında gerçekleşmiştir. Bu işkollarında çalışan kadınlar ekseriyetle Rum ve Ermeni kadın işçilerdir. 

     Öyle bir bağırdık ki, erkekler bile duydu”

Sadece Türklüğe dayalı yönetimin kurulmasıyla birlikte, diğer uluslardan olan kadınların sesi soykırım, sürgün, yasak, asimilasyoncu yöntemlerle susturulmaya çalışılmış, aynı şekilde Türk  Kadın Fırkası önce “ehlileştirilmeye” çalışılmış, sembol isim Nezihe Muhiddin tasfiye edilmiş, daha sonra ise kapatılmıştır. Kadın Kurtuluş Mücadelesi bu dönemde kurulan özgün derneklerin dağıtılıp, kapatılmasından sonra uzun yıllar örgütsüz kalmıştır. Sosyalist hareket içerisinde ise, kadın sorunu sosyalizmle çözülecek bir sorun olarak görülmüş, kadın-erkek birlikte mücadele öncelenmiştir. 1975’tekurulan İlerici Kadınlar Derneği de her ne kadar feminist bir programla kurulmamış olsa da “kadın kurtuluşu” noktasında belli tartışmaları açmıştır. İKD feminizm karşıtı olsa da, açtığı tartışmalar, örgütlenme modeli vb biçimiyle kimi çevrelerce “Kızıl Feministler” olarak adlandırılmıştır.

Kadın Kurtuluş Mücadelesi, kadınların özne olduğu ve erkek egemen sisteme karşı mücadeleyi temel hedef haline getirmeleri biçimiyle, yeniden 1989’da  “Feminist Manifesto”yla ilan edilmiştir.

Tüm tartışmaların fitilini ateşleyen sembol tarih olarak 1985yılında Çankırı davasını örnek verebiliriz. Hakim Mustafa Durmuş, erkek şiddeti gören kadının talebini reddederek mahkeme tutanığa “karının sırtını sopasız, karınını sıpasız bırakmamak gerekir ” yazdırmıştır. Ayaklanan kadınlar öncülüğünde 17 Mayıs 1987’de, kadınlar Yoğurtçu Parkında Türkiyeli kadın hareketinin ilk kitlesel eylemini gerçekleştirir.

Daha sonra, 89-90 arası, her yerde vapurlarda, otobüslerde, sokaklarda, “cinsel tacize karşı” “Bedenimiz Bizimdir” kampanyasıyla, tacizci erkeklere karşı “mor iğneleri” dağıttılar. “Erkek” mekanlarını bastılar, aileye karşı toplu boşanma eylemleri düzenlediler, “Geceleri de sokakları da istiyoruz” diyerek  yürüyüşler yaptılar, yaptık.

Jin Jiyan Azadi!
•Aynı şekilde Kürt Kadın Hareketi de, özellikle 90’lı yıllarda kadın özgürlüğü bağlamında yoğun tartışmalara girdi. Mücadelenin her zemininde özne kadın tartışmaları yürüttü. Roza, Jûjîn, Jin û Jiyan gibi dergilerin yanında, 1992 yılında İstanbul’da Yurtsever Kadınlar Derneği’ni kurdu. HEP’in parti kuruluşunda tek bir kadın yer alamaz, parti programında kadın ibaresi dahi geçmezken; HADEP’le birlikte kadın birimleri, tartışmaları; DEHAP’la ise “cins çelişkisi” başlığıyla “sorunların temel kaynağı kadınların tarihten dışlanmış olmalarıdır” denilerek, Kürt Kadın Hareketi’nin tartışmaları ve mücadele birikimi geri döndürülemez noktaya ulaşmış,siyasi-toplumsal düzlemde de örgütlenme, “Şimdi biz kadınların arkasından mı yürüyüceğiz” diye itiraz eden erkek egemenliğine karşı; DÖKH ardından TJA ile birlikte bağımsız Kürt kadın örgütlenmesi, Kürdistan’daki bütün kadınları kapsayan çatısını kurmuştur. İlk kadın gazetesinden televizyonuna, dünyanın ilk kadın ajansından eş-başkanlık politikasına kadar, kadın derneklerine, akademilerine, köylerine kadar yaşamın her alanında kadın özneliği bir ve kadın zor gücü artık Kürt Hareketi’nin de tartışmasız bir gerçeğidir.

• Türkiye feminist ve kadın hareketiyle, Kürt kadın hareketi, 1990’ların başında feministlerin “Arkadaşıma Dokunma” eylemiyle kendini ilan etmiş. Süreç içerisinde birlikteliğin kendisi Kürt kadını hareketine, Kürtçe’ye geliştirilen şoven yaklaşımları da bertaraf etmiştir. 2000’li yılların ortalarından itibaren 2009’la BİKG’ten, pek çok düzlemdeki ortaklığa karşı Türkiye Kadın Hareketi içindeki tüm ayrışmalara karşın birleşik mücadele zeminine, gerekse de Kürt Kadın Özgürlük Hareketi’yle de daha güçlü, isyanın birlikte yürütüldüğü bir zemine ulaşıldı. Sonuç olarak ise bugün bütün farklılarıyla, birbirini homojenleştirmeyen kadın hereketi var oldu, var kıldık.

Kürtaj Haktır Kampanya Grubu’ndan, Kadın Cinayetleri’ne Karşı Acil Önlem Grubuna, Türkiye Kadın Buluşmaları’ndan, Kadın Özgürlük Meclisi’ne, Kadınlar Birlikte Güçlü’den, İstanbul Sözleşmesini Uygula Kampanya Grubuna kadar; erkek-devlet şiddetine, savaşa, işgale, ırkçı, militarist erkekliğe, kadın emek sömürüsüne patriyarkal kapitalizme karşı her zeminde sokağı terk etmeyen, her adımla birlikteliğini daha da sağlamlaştıran; özellikle duyulmayan Diyarbakır, Şırnak, Dersim, Mardin’deerkek-devlet destekli kadın katliam, cinsel şiddet davalarını; sadece barışta değil, savaşta da birlikteliği esas alan; eşbaşkanlıktan, kadın siyasetçilere saldırılara, kayyumlara karşı mücadeleyi de kendi mücadelesine katan bir birleşik kadın mücadelesi oluşturuldu. İşte bu kadın birlikteliği, HDK Kadın Meclisleri’nden,  Meclis’te de ilk kadın grubu olan HDP Kadın Grubu’nu kurdu. Yaşamın her alanında, her zeminde parlemontadan, sendikalara, üniversitelere, fabrikalara ve ana kaynağı sokaklarda “Vardık, Varız, Varolacağız”ın inadına tutundu.

     Son Söz Yerine, Birlikte Güçlüyüz

Kadınlara verecek özeleştirimiz çok. Birleşik mücadele zeminlerimizin daha fazla güce, örgütlülüğe ve bakışımlılığa olan yakıcı ihtiyacı da ortada. Ama tarihimizi dün yaratmadığımız gibi kazanımlarımızlarımızı de tek tek yapılar olarak yaratmadık. Yaprak kımıldamayacak denilen günlerde, bütün kadınlar mor, kızıl, kara birlikte sokaklara dökülerek, kapı kapı, mahalle mahalle, sokak sokak gücümüzü birlikte inşa ettik. Erkeklerden, sermayeden ve devletlerden bağımsız diyerek, kadın mahlaslarıyla erkeklerin yazdığı yazılara, her alanı işgal eden, yapılarımızda, partilerde kadın kurtuluş mücadelesinde özneliğimizi tanımayan “iç” erkek egemenliğine karşı da kesintisiz mücadeleyle kendi örgütlerimizi, kadınların kolektif özneliğiyle var kıldık. Bizi gizli, çekingen feminist kılmaya inat, kendimize sadece bireysel değil, örgütsel olarak “feminist” deme hakkımızı kazandık. Mücadelemizin geri dönüşü yok!

Bugün Kadınların Kurtuluşu olarak, işte bu tarihin de, bu birleşik gücün de ısrarlı bir parçasıyız. Birleşik, örgütlü kadın kurtuluş mücadelesini büyütmekten, sosyalist-feminist militanlıktan hiçbir zaman vazgeçmeden, her dilde direnişe devam edeceğiz. Bu dünyayı kazanacağız, yerinden oynatacağız. Daha güçlü sallayın kızkardeşlerimiz!

Yaşasın Birleşik Kadın Kurtuluş Mücadelemiz

Yaşasın Kadın Dayanışmamız

Yaşasın Feminist Mücadelemiz

Kadınların Kurtuluşu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir