“Biz hayatta da, sahnede de hep vardık; varız; var olacağız.”

Kürklü Venüs* oyununda erkek zihniyetine ket vuran Vanda karakterine can veren sevgili Pervin Bağdat ile kadın, tiyatro ve sanat keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sevgili Pervin’i daha iyi tanımak için buyrun.

Öncelikle “Performans Düşüklüğü” bahanesiyle Şehir Tiyatroları’ndan atılan fakat “En İyi Kadın Oyuncu’’ ödülüne layık görülen Pervin Bağdat kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misin?

Ben kendimi tanıtırken “performans düşüklüğü sebebiyle işten atılan ama sonra en iyi oyuncu seçilen” kadın olarak kurmuyorum elbette cümlelerimi. Ama bu yaşanan haksızlığın hayatımda bir kırılma noktası olduğunu söyleyebilirim. Darbenin yıldönümünde, 12 Eylül 1981’de İstanbul’da doğdum; hep hayalperest bir çocuk oldum, hayallerimin pek çoğunu da gerçekleştirdim. 12-13 yaşlarında sokak tiyatrosu yaptım, lise yıllarında Ankara Dikmen Halkevi sonrasında Ast’ta kursiyerlik ve oyunculuk yaptım. Daha sonra Hacettepe Hidrojeoloji Mühendisliği’nde okurken de tiyatrodan vazgeçmedim ve 3.sınıfta bırakıp Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro bölümüne girdim. Mezun olduğumdan beri de atıldığım yıl hariç hiç sahneden inmedim. Oyuncu olmaya ne zaman karar verdin, oyuncu olmaya iten (ya da çeken mi demeliydim) neydi? Hep sanatla ilgili bir çocuktum; müziğe ilgim vardı; resim yapardım ve tabii ki tiyatro.. Babam çok keyifli olduğu akşamlarda lisedeyken oynadığı oyunlardan tiradlar oynardı bana; bunların içinde Fransızca Harpagon da vardı (Moliere’in Cimri adlı oyunundan).. Bence ilk tohumu babam attı ve nedense sonradan çok karşı çıktı oyuncu olmama 🙂 İlkokul ve ortaokulu Trabzon’da okudum. Devlet Tiyatrosu’nun oyunlarını ikişer üçer kez izlerdim. Sokak tiyatrosu yaptım, oyuncu olursam kendimi bulacağımı, kendime daha çok yaklaşacağımı düşündüm hep; öyle de oldu.

Peki ya tiyatro bize biraz tiyatroyu sizin için ifade ettiği anlamı tanımlaya bilir misin?

İnsanları tanımak, anlamak benim için hep çok önemli oldu. Bazı şeylerle doğarsınız, nedenini bilmezsiniz. Öyle bir şeydi bu her şeyi gözlemleme, anlama ihtiyacı. En önce de kendimi tanımak ve yaratmak. Ben bunu tiyatroda yapabildim, herkese temas edebileceğim, yaşamı anlamlandırabildiğim bir yer tiyatro.

Kadınların tiyatroda ki konumlarını nasıl değerlendiriyorsun?

Yüzyıllardır çoğunlukla tiyatro eserlerinde erkeklerin hikayeleri yazılıyor. Bununla konservatuarda öğrenciyken yüzleştim. Çalışmak için oyun ararken.. Bu dünya erkeklerin dünyası olmamalı, böyle bir soruya bile cevap vermek zorunda kalmamalıyım. Sahnede kadın rollerini erkeklerin oynadığı zamanlardan geliyoruz ve maalesef yakın zamanda yine kadınların sahneye çıkmaması, yine ikinci planda kalmasının normal olduğu görüşü peydahladı. Şimdi hayatın her alanında kadınla ilgili her şey politiktir diye düşünüyorum. Biz hayatta da, sahnede de hep vardık; varız; var olacağız.

Türkiye sanat tarihinde “kadın” imgesinin genel olarak salt görsel malzeme halinde kullanılmasını ve özne haline gelememesini nasıl yorumlarsın?

Sadece Türkiye sanat tarihinde değil aslında, dünyada kadınla ilgili cinsiyetçi bakış açısı hâkimdi hep. Kadın bedeni seyirlik bir nesne olarak algılandı; mesela resim ya da heykel sanatında kadınların müzeye girebilmek için çıplak olması gerekti. Sanat içinde yapılan bu cinsiyet ayrımcılığını getirmiş olan erkek egemenliğine karşı bir kadın hareketi başladı ki bu günümüzde de hala devam etmekte. Artık kadın sanatçılar bu ayrımcılığa karşı mücadele ediyor; Ürettiği işlerde kadının toplumsal sorunları, kadına biçilmiş roller, toplumsal cinsiyet, göç, kimlik temalarıyla bedenin cinsiyet ayrımcı rolü üstünde duruyor.

Son yıllar içerisinde, biliyorsunuz ülkemizde ve dünyada sanat faaliyetlerine karşı yapılan bazı baskılar ve engelleme girişimleri bulunmakta. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sanatın değiştirme, dönüştürme gücü var.. Bu nedenle her zaman kontrol altında tutulmaya çalışılıyor sanatçılar. Baskılar, engellemeler her vardı ve muhtemelen de uzun yıllar olacak ama bu sanatın etkileyiciliğini, sanatçının üretmesini durduramayacak. Her şey yok olur, sanat kalır.

 Ve son olarak oyununuz Kürklü Venüs’e değinecek olursak oyunda Vanda erkek zihniyetine ket vurmuş bir kadını anlatıyor. Birazcık da senden dinleyelim Vanda’yı.

Vanda ve oyunun kendisi pek çok konuya değiniyor. Toplumsal cinsiyet meselesi, cinsiyetçi bakış açısı ve onun getirdiği söylem, kadın erkek ilişkisi üzerinden insanın kendi içindeki karanlık ormanı. 1870de basılmış bir romandan hareketle yazılmış bu oyun gösteriyor ki hala erkek egemen bakış açısı hâkim ve erkekler kadının nasıl olması gerektiği yönünde kuralları belirlemekte hala ısrarcı. Bizlere biçilmiş rollerden sıkıldık artık. İnsana insan olarak bakamıyoruz, sürekli bir takım toplumsal kurallara maruz kalıyoruz. Oyundan sonra farklı yaşlarda, farklı kültürlerde, farklı sosyoekonomik yapılarda kadınlardan güçlü, coşkulu tepkiler alıyorum. İntikamımızı aldın diyen de var; kendimle ilgili çok şey farkettim diyen de. Vanda bana çok şey öğretti ve beni güçlendirdi diyebilirim. Hem kendimin hem pek çok insanın söylemek istediklerini söylüyorum, yapıyorum oyunda ve bu bir şeyleri değiştirebiliriz duygusu yaratıyor bende.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir