ALMASTI Çerkez Kadın Hareketi ile röportaj yaptık

Eylem

1) Öncelikle bize Almastı kadın hareketinden bahsedebilir misiniz? Almastı ismi nereden geliyor? İnşa sürecinde neler yaşadınız? Nasıl bir araya geldiniz?

Merhabalar, Almastı hareketi dört kişilik bir çekirdek ekiple oluşmaya başladı. Uzun zamandır birbirimizi tanıyor ve toplumsal cinsiyet üzerinde görüşlerimizde ortaklaşıyorduk. Çerkes olmamız ve çok farklı bir kültürle büyümemiz, kadınlık ile Çerkesliğin kesişimini düşünmeye itti bizi. Ataerkilliğin olmadığı söylenen ancak ciddi oranda var olduğu bir toplumsal yapıda büyüdük, bunun birey olarak biz kadınlardan götürülerinin farkındaydık fakat kendimizi şu anki gibi dile getirebileceğimiz bir ortama ihtiyacımız olduğunu fark ettik ve bu işe biz girişmiş olduk. Böylece Almastı doğdu. İsim olarak Almastı’yı tercih etmemizin sebebi aslında biraz büyüklerimizden dinlediğimiz hikâyelerden esinlenmedir. Almastı direkt olarak Çerkes anlatılarına özgü bir karakter değil, Kafkasya hikayelerine sonradan dâhil olmuş ancak güçlü bir şekilde bu anlatılarda yer edinmiş. İki türlü anlatısı var: Ya çok güzel ve çırılçıplak bir kadın olarak nehir kenarlarında dolanıyor ve çıplaklığını saçlarıyla örtüyor ya da çok çirkin, kıllarla kaplı bir ucube olarak bebekleri yiyor, atlara âşık olup kaçırıyor. Bu anlatı bugün hem Kafkasya’da hem de diasporada yaşayan bir şey. Nenejlerimiz anlatırlardı Almastı’yı. Yöreye göre ismi değişiyor ve Almestin olarak da geçebiliyor. Her iki anlatıdaki Almastı’yı da sahiplendiğimizi fark ettik ve bu isim ile oluşumumuzu başlattık. İnşa sürecinde daha çok kendi aramızda deneyim paylaşımları ve maruz kaldığımız ötekileştirmeden yola çıktık. Çerkes kadınları toplum içinde (hem Çerkes hem de Çerkes olmayan kesimlerce) sessiz, mütevazı, ağırbaşlı, hamarat olmakla övülür ve dış güzellikle yüceltilir. Bunlar baskı mekanizmalarının ürünü olmasına rağmen övünç kaynağı gibi gösterilir. Bizler bu çizilen sınırların içinde olamayacağımızı bilen feminist Çerkesleriz ve sesimizi çıkarabilmek, derdimizi anlatabilmek, itiraz edebilmek için Almastı’yı inşa ettik. Bizim gibi çok sayıda kadın olduğunu da kısa sürede fark ettik ve henüz bir ay olmadan sayımız otuzu geçti. Git gide genişleyen bir topluluk olduk diyebiliriz. Bir araya gelmemizin ilk adımları sosyal medyaya dayansa da (bire bir tanışık olduklarımız hariç) pandemi sürecinden sonra daha sağlam ağlar kurmayı hedefliyoruz.

2) Çerkes gelenek ve göreneklerindeki erkek egemenliğine karşı mücadele biçim ve perspektifiniz nedir?

Çerkeslerin toplumsal yaşam kurallarının bütünü Xabze olarak adlandırılır ve geleneklerden gündelik hayattaki mimiklere kadar her şeyi Xabze belirler. Bu kurallar bütünü özellikle diasporada daha muhafazakâr biçimde uygulanır çünkü asimilasyon endişesi hâkimdir. Kapalı ve tutucu bir yapıdan bahsedebiliriz. Xabze de –kimin oluşturduğu kesin olmamakla birlikte- erkekler tarafından oluşturulması itibariyle erkek bakışını yansıtır ve kadın da bu sistemde bir imaja, görüntüye, yardımcıya indirgenir. Kadınlar da kendilerine giydirilen bu imaj sınırlarında kendi bireyliğini inşa edemez çoğu zaman. Bizim öncelikli derdimiz bu noktada başlıyor. Birey olabilmek ve Çerkes kadını olarak kendine özgü var oluşunu yaşayabilmek. Erkekler tarafından belirlenen sınırlarda değil kendi istekleri ve düşünceleri doğrultusunda yaşayabilmesine katkıda bulunmak. Erkeğin hayatındaki yardımcı karakterlerden çıkıp kendi hayatımızdaki özgün karakterler olabilmek. Bu anlamda mücadele perspektifimiz temel olarak bireysel varoluşu esas alıyor diyebiliriz. Çizilmiş Çerkes Güzeli imgesinin üzerimizde yarattığı mükemmeliyetçi baskının psikolojik etkilerinden sıyrılabilmek ve verilen rolleri reddetmek aracılığıyla bu varoluşun kurulabileceğine inanıyoruz.

3) Almastı Çerkes derneklerinde ve Çerkes toplumunda nasıl karşılandı?

Almastı 27 Aralık 2020’de manifestosunu yayımladı ve o günden beri sürekli saldırıya maruz kaldı. İlk başta bir anlam verememe durumu yaşandığını düşünüyoruz çünkü Çerkes toplumunda kadınlar daha önce bu şekilde seslerini çıkaramadılar. Bu kadar radikal bir metne alışık değil Çerkes toplumu, hele ki kadınlardan geliyorsa. Bu nedenle bir şaşırma refleksinden sonra saldırı ve inkar süreci başladı. Varlığımız, Çerkes kadınlar oluşumuz, manifestomuz ve dikkat çekmeye çalıştığımız eşitsizlikler inkar edildi. “Böyle şeyler yok” denildi. Diyenlerin büyük çoğunluğu erkekti ve onların yaşantısında böyle şeyler olmadığını biliyoruz, görmedikleri ve yaşamadıkları şeyi kabul edemezler zaten. Fakat bizim göstermemizden de rahatsız olduklarını düşünüyoruz. Eşitsizlikler dile getirilince ilk tepki olarak savunma mekanizması devreye girdi ve düşünmeden inkar gelişti. Fakat devam eden süreçte –zannediyoruz ki susmadığımız, sinmediğimiz anlaşılınca- savunma saldırıya dönüştü. Hakaretler, hareketimiz içindeki arkadaşlara bireysel saldırılar, babalar aranıp “kızınıza cezasını verin” diyenler bile oldu. Bütün bu yaşananlar Almastı’nın ne kadar gerekli olduğunu gösterip bize daha da güç ve haklılık verdi. Bu süreçte destek çıkanlar da oldu ve “Almastı’nın yanındayız” başlığı altında http://www.almastininyanindayiz.com/ sitesi üzerinden imza kampanyası başlatıldı. Bu kampanyayı görünce çok sevindik çünkü bize yapılan saldırılar herkes tarafından fark edilmişti. Böylece işlerimize daha çok sarılabildik ve süreç içerisinde toplumda da sessizlik evresi başladı. Şu sıralar saldırı altında olmasak da henüz kabul edildiğimizi düşünmüyoruz, fakat sessizlik evresini en azından düşünme süreci olarak değerlendiriyoruz.

4) İstanbul sözleşmesinin iptali söz konusu. Bu konu ve genel olarak erkek şiddetine karşı nasıl bir mücadele hattı örülmeli?

İstanbul Sözleşmesi, bağlayıcılık açısından Türkiye’nin “iptal ettik” demesiyle kaldırılabilecek bir şey olmasa da uygulanmasında tam verim alınmadığını ve daha da kötüleşebileceği tehlikesinin farkındayız. 6284 sayılı kanunun da aynı şekilde tam uygulanmadığı kanaatindeyiz. Kadınların, çocukların ve risk altındaki her bireyin korunmasına yönelik unsurların arkasında durulmalı ve savunulmalı. Bunun için de sosyal medyanın çok önemli bir araç olduğunu düşünüyoruz. Kadınların sosyal medya eylemlerinin olumlu sonuçlar verdiğine çok kez şahit olduk ve İstanbul Sözleşmesi konusunda da yapılan girişimler hız kesmezse etkisi büyük olacaktır. Bunun en net örneğini de Şule Çet davasında gördük. Fakat bunun tek başına yeterli olacağı elbette savunulamaz. Bu noktada özellikle feminist avukatların rolü çok önemli. Kanunun ve sözleşmenin uygulanması noktasında etkinliği sağlayabilmek adına onlara rol düştüğünü düşünüyoruz. İstanbul Sözleşmesinin iptali veya 6284 sayılı yasanın kaldırılması demek özellikle ev içi şiddetinin görünmez olması demektir. Çünkü 6284 yasalı kanunun amacı şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Bu sözleşme ve neticesinde yasanın kaldırılması zaten tam anlamıyla korunamayan kadınların, önlenemeyen kadın cinayetlerinin de artması demek. Yasa ve cezalardan ziyade asıl düzenlemenin infaz kısmında yapılması gerekiyor. Ki toplum olarak aslında cezaların da bir caydırıcılığı yok. Medya dili, haber dili, iktidar dili bugün kadın cinayetlerini de kadına karşı şiddeti de besleyen unsurlar. Hala kadına karşı cinayetleri meşrulaştıran haberler görüyoruz. Medyanın burada önleyici habercilik yapması gerek. Her gün en az 3 kadının öldürüldüğü, cins kırım yaşandığı bir yerde hiçbir şekil ve koşulda kadına karşı şiddet ve cinayetleri meşrulaştıramayız.

5) Çerkes kadınları Almastı’ya nasıl bakıyor?

Diğer ataerkil topluluklarda olduğu gibi Çerkeslerde de öğrenilmiş, erkekliğin lehine bir hiyerarşik sistem var ve kadınlar da bu sistemin içinde kendi yerlerinden memnun olabiliyor. Bunun içinde konumunu kaybetmeme, ekonomik etkenler gibi değişkenler girse de kadınların da kadınlar üzerinde hakimiyet kurma isteğine, erkeklik refleksleri geliştirebilmesine örnekler bulabiliriz. Çerkeslerde çok baskın olarak yaşanan bir olgu var ki o da ayıp kavramı. Yaşam şekillerinde, Xabze’de her şeyden önce saygı geliyor fakat kadınların ses çıkarmalarına, gülmelerine, oturuş biçimlerine vs sürekli bu ayıp kavramı yapıştırılıyor, davranışlar bununla engelleniyor. Ayıp denilen kalıpları kadınlar da benimsemiş durumda ve bunun sınırlarının aşılması onlara çok uzak, çok yabancı geliyor. Özellikle orta yaş ve üzeri kadınlarda kalıpların daha kırılamaz olduğunu görüyoruz. Bizi eleştiren, fikirlerimize katılmayan kadınlar oldu ancak hiçbir zaman hakaretamiz yorumlarda bulunmadılar. Aynı yaş grubundan bizi destekleyen kadınlar da çok oldu, “bizim yaşadıklarımızı bir biz biliriz” düşüncesiyle arkamızda olduklarını belirttiler. Ancak ayıp adı altında öyle bir yaptırım var ki, özellikle kadınların düşünce düzeyinde bile bunun dışına çıkabilmeleri çok kolay olmuyor.

6) Son olarak, ilerleyen süreçlerde Almastı’nın hedefleri neler? Nasıl bir hat izleyeceksiniz?

Almastı’nın daimi önceliği toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek ve bunu gidermek adına çalışmalarda bulunmak. Bu doğrultuda çalışmalarımıza devam edip alana katkı yapma amacındayız. İlerleyen süreçlerde bir saha çalışmasına çıkıp sözlü tarih projesi gerçekleştireceğiz. Kadınların hikâyelerini dinleyip (elbette isimlerini rızaları olmadan paylaşmayarak) anlatı arşivleri oluşturacağız. Bunun yanında Almastı bünyesinde olan hukukçu, psikolog ve sağlıkçı arkadaşlarımızın yol göstermeleri ve destekleriyle şiddet görmüş, tacize uğramış kadınların her zaman yanında olup yönlendirme yapacağız. İzleyebileceği adımların haritasını uzman arkadaşlarımızla çıkaracağız. Canlı yayınlarımıza başlamak üzereyiz, bu canlı yayınları devam ettirip kadınların problemlerini konuşma, görünür kılma, farklı bakış açıları ile kadın sorunları üzerine paylaşımda bulunma üzerine sesimizi duyurma alanımızı genişletmek istiyoruz. Diasporada şimdiye kadar konuşulmamış meseleler bunlar, artık zamanı geldiğini düşünüyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir