AKP’nin Mottosu: Aile’yi Yaşat ki, Patriyarka Yaşasın!

AKP-MHP iktidarıyla birlikte şaha kalkan erkek-egemen politikalar, biz kadınların yaşamı üzerinde bitmek bilmeyen bir kuşatma saldırısına dönüştü. Tüm dünyada yükselen emperyalizm, Türkiye’de ve Kürdistan’da artan faşizm, patriyarkal kapitalizmle ortaklıklarını daha derinleştirdi.

Polonya ve Arjantin’de zaten neredeyse yok olan kürtaj hakkının tamamen yok edilme çabası, Meksika’da erkek-devlet şiddeti sonucu her yıl katledilen binlerce kadın; İran’da kadınların bedeni üzerinde artan baskılar… Tüm dünyada artan emek sömürüsü, kadının aile üzerinden adının yok kılınarak okunması, onun erkeğin, otoritenin gölgesi haline getirilme çabaları!

Tüm bu kuşatma saldırısının içinde kadınlar olarak verdiğimiz cevap çok açık! Hindistan’dan Şili’ye, Meksika’dan Arjantin’e, Polonya’dan Kürdistan’a, Türkiye’ye sokaklarda, barikatlarda, meydanlarda, büyük grevlerle verdiğimiz cevap oldukça net: Bu çağ bizim, bu çağ özgürlüğün!

Tam olarak bu ruhla AKP-MHP hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme tartışmalarına karşın, pandemiye rağmen birleşik/birlikte mücadelemizle; kadın örgütleri, feminist örgütler ve bağımsız feministler olarak “Haklarımızdan, Hayatlarımızdan Vazgeçmiyoruz/ İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula!” diyerek pek çok ilde, meydanda, mahallede, iş yerlerinde hep birlikte mücadeleyi yükselttik.

Tam Olarak Neye Karşı Mücadele Ediyoruz?

AKP İktidarında Kadınlar:

Türkiye’de Kadın Bakanlığı’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüşmesiyle birlikte, aile vitriniyle erkeğin yüceltildiği, bakanlığın da cinsiyetçi politikaları derinleştirecek bir biçimde kendisine ayrılan bütçenin %96’sını “büyükanne” “hasta-yaşlı bakımı” “çocuk bakımı” gibi kadınların ancak eş/annelik gibi rolleri yeniden üretmeleri karşılığında alabiliyorlar. Düzenli Nakit Yardımı’ndan (275 TL) yararlanabilmek için “dul”, Doğum Yardımı’ndan (maksimum 600 TL) yararlanabilmek için “anne”, biten Büyükanne Projesi (425 TL) kapsamına alınmak için “büyükanne” olmak gerekiyor. Ki bu ayrılan bütçe de her dönem bütçe planlamasıyla değişerek, dönemsel planlamayla değişiyor. Ayrıca sadece 144 sığınakla, Türkiye uluslararası standartların sadece %46’sını karşılıyor. Bakanlığın bütçesinin %0,5’den daha az bir kısmını sığınaklara ayırıyor. Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri(ŞÖNİM) kadınların her türlü erkek şirketi karşısında psikolojik, hukuki, sosyal destek almasını sağlayan, kadınları şiddet karşısında yalnız bırakmamayı hedefleyen ŞÖNİM’lerden İstanbul’da sadece bir tane bulunuyorken, Türkiye’de hiç ŞÖNİM bulunmayan iller bulunmuyor. Yani Türkiye’nin pek çok ilinde şiddete karşı başvuracak tek bir yeri olmayan milyonlarca kadın bulunuyor.

AKP bir yandan sığınak, ŞÖNİM vb kadınları destekleme kurumlarını kapatarak, Diyanet Bakanlığı aracılığıyla kadınlara sabır, itaat teskin ederken; HDP Belediyeleri’ne atanan kayyumlarla, KHK ile kapatılan kadın dernekleriyle kadın politikası işleten belediyelere de özel bir savaş açmış durumda.

Musa Orhan, Zaynal Abarakov, Şirin Ünal

Yıldan yıla derinleştirilen aile politikası odağındaki erkek egemen politikalar, aynı zamanda cezasızlık politikasıyla desteklenerek, cinsel şiddet, katliam ve kaybettirilmenin bilinçli bir politika sonucunda hızla artmasına, sivil, üniformalı, bürokrat erkeklerin fark etmeksizin cezasızlık politikasıyla korunmasıyla devam ettirilmiştir. İçİşleri Bakanlığı’nın verdiği mesajla bırakılan Musa Orhan; bilirkişi raporlarıyla da açığa çıkarılarak korunan ve yurt dışına çıkarılan Zaynal Abarakov, AKP milletvekili olduğu için açık bir cinayet şüphelisi olmasına rağmen hakkında tek bir soruşturma açılmayan Şirin Ünal…

Peki tüm bu tablo altında İstanbul Sözleşmesi Nedir, Ne Anlatıyor?

1 Ağustos 2014 yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi, erkek-devletlerin hazırladığı bir sözleşme olmaktan ziyade kadın kurtuluş mücadelesi yürüten kadınların, feministlerin onlarca yıllık çalışması sonucunda ortaya çıkan talepler çerçevesinde maddelendirilmiş, 34 ülkenin imzacı olduğu bir sözleşmedir.

*Şiddetin temelinde toplumsal cinsiyetin yattığını tespit ederek, evli olup olmadığına, birlikte yaşayıp yaşamadığına bakılmaksızın ev içi şiddete karşı kadınları, lgbti+ları, çocukları korumayı hedefler. Sadece sivil erkeklerin değil, polis gibi devletin kolluk güçlerinin şiddetini de erkek şiddeti olarak tanımlayarak. Barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da devletlerce uygulanmasını yükümlü kılar.

*Ve devlete bu kapsamda; sığınaklardan, ŞÖNİM’lere, ALO Şiddet hatlarından, koruma tedbirlerine kadar pek çok sorumluluk yükler.

  • Cinsel yönelimi ve/veya cinsiyet kimliği sebebiyle ayrımcılık yapılmamasını reddeder. Bu kapsamda gelişen erkek şiddetini, erkek devletin polis, yargı vb kimi kurumlarınca işkenceye uğramasını suç kapsamına alır, haksız tahrik indirimini reddeder.
  • Anadilinde ve çok dilli hizmet verilerek, çevirmen bahane edilerek kimsenin şiddet gördüğü eve gönderilmemesi, katledilmemesi demek. AKP’nin sözleşmeyi imzaladığı günden bugüne karnesi yukarıda ifade ettiğimiz gibi. Sözleşmeyi uygulamayarak suç işlediği gibi sözleşmeden çekilerek kadınları “ya itaat et ya da öl” ikilemine tamamen sıkıştırmayı hedefledi.

Kadınların Cevabı:

Gülistan Doku, Nadira Kadirova, İpek Er, Fatma Altınmakas, Aleyna Çakır için

Türkiye’de birleşerek yükselen kadın/feminist/Kürt hareketleri olarak bu saldırıya karşı “Haklarımızdan, Hayatlarımızdan Vazgeçmiyoruz/İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula!” diyerek, çekilmeyi tartışmak bir yana dursun esas amacının uygulatmak olduğunu gösterdik.

Şiddet uğrayan kadınları karakollardan gönderen, erkeklerle uzlaştıran, karakollarda cinsel şiddet de dahil kadınlara işkence yapan polislerin barikatlarını pek çok yerde aşan kadınlar olarak sözleşmeden çekilmeyi AKP gündeminden düşürmüş olduk. “Erkeklik Koronadan Daha Öldürücü” tespitimizle, pandemi koşullarında dahi sokaklarda olmadığımız tek bir daha olmadı. Binlerce kadın hep bir ağızdan haykırdık!

18 Ağustos 2020 tarihinde AKP MKYK’sı sonuçlarını açıklayan sözcü Ömer Çelik’e

“AKP bir kadın partisidir. Amacımız aileyle birlikte kadını da korumaktır” dedirtecek kadar güçlü bir mesaj vermiş olduk.

Muhakkak bu sözün bir maskeden ibaret olduğunu çok iyi bilerek; birlikte, sokakta, el ele mücadeleye devam edeceğiz. Hala yüzlerce kadının katledildiği, kadın düşmanlarının tepemizde parmak salladığı, patriyarkal kapitalizmin emeğimize, bedenimize göz diktiği bu zeminde, mücadelemizin geri dönüşü yok.

Birbirimizi yaşatacağız, patriyarkayı yıkacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir