AKP İktidarında Kadın Yoksulluğu

Kadınların daha güvencesiz sektörlerde istihdam edilmesi işten çıkarılma süreçlerinin daha kolay olmasına ve iş hayatında yer edinebilmelerinin zorlaşmasını da beraberinde getirmiştir. Aynı zamanda aile bireylerine (erkek, çocuk ve yaşlılara) hizmet ve bakım gibi işler dayatılan kadın, kayıt dışı, asgari ücretin altında ve evde sigortasız fason işlerde çalışarak ailenin geçimini de sağlamaya çalışmıştır.

Sanayi Devriminden sonra kadınlar kendi mücadeleleri sonucu hızla üretim sürecinin her aşamasında yer almaya başlamış, ancak sömürünün odağı olmaktan kurtulamamıştır. Her zaman ucuz işgücü olarak görülmüş esnek çalışma, kısmi zamanlı çalışma, evden çalışma adı altında sömürülmeye devam etmiştir.

Türkiye nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan kadınların, TÜİK tarafından Temmuz 2019’da yayımlanan verilerine göre işgücüne katılım oranı %34 iken erkeklerin katılım oranı ise %71,8’dir. Kriz dönemleri sonrası ucuz işgücü ihtiyacı nedeniyle kadın istihdamı artsa da genel itibariyle kadınların işgücüne katılım oranı AKP iktidarından itibaren düşüş göstermiştir.

AKP hükümetinin iktidara geldiği yıllarda gündemde olan AB uyum çerçevesinde, AKP’nin kadınlara yönelik politikalarında başta işbirliğine açık bir tavır takınmış olsa da neoliberal politikalar ile AKP’nin muhafazakar söyleminin buluştuğu noktada özel mülkiyetin ve patriyarkanın yapı taşı olan ailenin güçlendirilmesi görüşü ile politikalar üretmeye başlamıştır. 2003 tarihli İş Kanunu ve 2008 tarihli SSGSS Yasası ile kadınlar iki seçenekle karşı karşıya kalmıştır. Güvenli olmayan koşullarda çalışmak ve evde kalmak… 2011 yılında ‘Kadın’ kelimesinin bakanlık adından çıkarılması sadece sembolik bir dönüşümün değil iyiden iyiye yerleştirilmeye çalışılan aile merkezli politikaların devamının geleceğinin de somutlanması olmuştur. Yine 2016 yılında kamuoyunda kısaca Boşanma Komisyonu olarak adlandırılan rapor AKP’nin ilk döneminden bu yana vurguladığı “ailenin güçlendirilmesi gerekliliği” argümanı üzerinden “kadınların sosyal hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği” üzerinden atlanarak yine aleyhine çevrilmiştir. Hatta bazı yasal düzenlemeler istihdam edilen kadınları çalışmaktan caydırıcı niteliktedir. Çünkü, bu düzenlemeler kadınların iş hayatına girmesini değil anne ve eş olmalarını teşvik edici biçimdedir.

Gelişen durum ile birlikte bedenleri, kimlikleri ve emekleri ile patriyarkal devletin saldırılarına hiç olmadığı kadar maruz kalan kadınlar cinselliği ve “üreme becerileri” de AKP’nin kadın düşmanı söylem ve politikalarıyla denetim altına alınmaya çalışılmış, sosyal güvencesizliğin ve yoksulluğun yeniden üretildiği ve sömürüldüğü bir aile güçlendirme stratejisinin de hedefi haline gelmiştir. Bu strateji kadınları aynı zamanda ucuz emek gücü olarak çalışmalarına ve ev eksenli çalışmaya yönlendirmiş kadının daha fazla yoksullaşmasına neden olmuştur.

AKP’nin aileyi güçlendirme politikası, erkeğin aile içindeki tahakkümünü sürdürmesine yaramış ve neoliberal politikalarının çakıştığı noktada kadının erkeğe ve devlete bağımlılığını pekiştirmesini sağlamıştır. AKP politikalarıyla da birlikte çalışma hayatında kendini gösteren toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınları kayıt dışı çalışmaya itmiş, temel hukuki haklarından yoksun bırakmış ve sömürülmelerini daha kolay hale getirmiştir. Kadınların daha güvencesiz sektörlerde istihdam edilmesi işten çıkarılma süreçlerinin daha kolay olmasına ve iş hayatında yer edinebilmelerinin zorlaşmasını da beraberinde getirmiştir. Aynı zamanda aile bireylerine (erkek, çocuk ve yaşlılara) hizmet ve bakım gibi işler dayatılan kadın, kayıt dışı, asgari ücretin altında ve evde sigortasız fason işlerde çalışarak ailenin geçimini de sağlamaya çalışmıştır.

DİSK-AR’ın Covid-19 döneminde kadın işgücünün görünümü raporunda ise Mart 2019-Mart 2020 arası kadın işgücü yüzde 11, kadın istihdamı ise yüzde 9 azalmıştır. Enformel işgücü piyasası, istikrarsız ve güvencesiz çalışma koşulları dayatılan kadınlar, salgın sürecinde de en fazla etkilenen kesim olmuştur. Bu süreçten en fazla etkilenen hizmet sektörünün büyük bir kısmını oluşturan kadınlar ya işten çıkarılmış ve ya da ücretsiz izne çıkmaya mecbur bırakılmıştır. Kadınların salgınla birlikte ailedeki bireylere bakım emeğinin tüm yükünü üstlenmesi beklenmiş, ücretsiz ev işi emeğinin sömürülmesine ve üzerlerindeki erkek/devlet baskısının daha da artmasına neden olmuştur.

 Halihazırda kadın ve erkeğin eşit olmadığına yönelik söylemler, kadını ‘anne’ ve ‘eş’ sıfatları haricinde tanımayan, kuluçka makinesi olarak gören ve eve hapseden iktidar, kadınlar üzerindeki baskıyı arttırarak, şiddet ve ayrımcılığa maruz bırakıyor. Bugün içinde bulunduğumuz kaotik süreçte kadın eşitliğinin sağlanması engel ve tehlikelerle dolu olsa da içinde pek çok olanak da barındırmaktadır; dayanışmanın ve direnişin güçlenmesine fırsat yaratabilir. Sonsöz olarak kadın işçiler olarak yeri gelmişken söyleyelim; kadına yönelik şiddet ve hane içi şiddetin engellenmesi ve bunlarla mücadele konusunda çok geniş tanımlar, önlemler bulunduran İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun derhal uygulanmalıdır.

Emeğimiz, Bedenimiz, Kimliğimiz Bizimdir.

İş yerinde emeğimize el koyan sermaye, evde erkeklere karşı,

Feminist İsyanı Yükselt!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir