2020-Mayıs

Gezi Ayaklanmasının yıl dönümüne kırmızı fularlı kadından, sapanlı “teyzeye” barikatlarda dövüşen bütün kadınları, evlerinde tencere-tavalarıyla direnişin ruhunu büyüten kadınları, Gezi’nin her anında ve alanında bir an olsun geri çekilmeyen kadınları anımsayalım. O günden bu güne süren mücadelemiz ortak ezilmişliklerimizin, ortak mücadelemizin yarattığı bağlarımız ile büyüyor.

İktidarın yeniden yeniden ürettiği kadın düşmanlığı, erkek-devletin süreç içerisinde biçimlendirdiği ve boyutlandırdığı erkek egemenlik hayatımızı sarmalamış durumda. Özellikle son süreçte kadın kıyımlarına varan ve gün geçtikçe vahşileşen kadın cinayetleri iktidarın “normali” tartışmalarını birde kadın düşmanlığı boyutuyla yapmanın gerekliliğini önümüze koyuyor. Özellikle Covid-19 önlemleri kapsamında açığa çıkan birçok önlem kadınların yaşamlarını sarmalayan erkek şiddeti ve emek sömürüsüne dair en ufak bir önleyici madde içermezken sokaklar erkek-devletin kolluk kuvvetleri tarafından kuşatılarak adeta özellikle kadınlar açısından işkence merkezlerine dönüştü. Erkek-devletin başta kollukları olmak üzere tüm mekanizmalarıyla “kapalı kapılar ardında” gizlemeye çalışarak, kadınlara ve halka uyguladığı şiddet, aynı zamanda kadınlara uyguladığı taciz-tecavüz, pandemisürecinde sokağın kadın hareketinden daha da izole edilmeye çalışılması ile de çok açıktan, sokak ortasında uygulanması yaygınlaştı. 

AKP-MHP iktidarı tarafından hiç olmadığı kadar açık yürütülen kadın düşmanlığının ve erkek egemenliğin politikalarının yansıması olarak çocuk istismarı “15 yaşını geçmiş bir çocukta rıza aranır” söylemleri ile meşrulaştırılmaya çalışılıyor. “Kızların resimlerini görüyoruz böylece” diyen tacizci Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Orhan Acar ve birçok tacizci-tecavüzcü rektör, dekan, eğitim görevlisi üniversitelerde görev yapmaya devam ediyorlar. Bunların yanında erkek egemenlikten bağımsız okunamayacak faşist dalga ve onun yürütücüleri (kontgerilla dahil) bir yandan canlı yayınlarda ölüm listeleri yayınlarken bir yandan kadınlara tecavüz tehditleriyle tecavüz listeleri yayınlıyor. Polis, cinsel saldırılara, beden teşhirlerine varan işkence yöntemlerine başvurarak topyekün erkek-devletin tecavüzcü yönünü gözler önüne seriyor.

AKP-MHP iktidarı erkek egemen faşist uygulamaları, saldırıları olağanlaştırmaya çalışıyor. HDP’li belediyelere her defasında kayyum atayan iktidar, Kürt halkının ve özellikle Kürt kadınlar başta olmak üzere kadınların siyasi kazanımlarını yok etmek istiyor. Kayyum atamaları ile birlikte Rosa Kadın derneği ve TJA’ya yapılan siyasi operasyonlar, Kürt kadın hareketinin yaratmış olduğu kazanımların ve Kürdistan’da kurmuş olduğu mücadele ağının AKP-MHP iktidarına ve özellikle onun erkek egemen karakterine nasıl bir tehdit oluşturduğunu açığa çıkarmaktadır.

Helin’i katleden devlet şuan açlık grevini sürdüren Avukat Ebru Timtik’e de aynı politikaları izlemektedir. Avukat Ebru Timtik’inde taleplerini de görmezden gelen iktidar, en ufak bir direniş durumundan oluşacak kıvılcımının büyümesinden korkmaktadır.

Fakat çok iyi biliyoruz ki; Gezi’de barikat barikat dövüşmüş olan kadınlar, Meksika’da Anayasa Mahkemesi’ni ateşe veren kadınlar, Şili’de danslarıyla kadın enternasyonal ruhuna rota olan kadınlar, Dünya’nın her yerinde patriyarkal kapitalizme ve kadın düşmanlığına direnen kadınlar bütün bu yaşanan enkazın altında kadınların kurtuluşunu çıkaracaktır. Türkiye’nin dört bir yanında farklı biçim ve boyutlarda erkek egemenliğin karşısına dizilmiş kadınların birlikteliklerinin yaratmış olduğu güçle mücadelemiz büyüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir